Kendini bir bağlama, umuda ait hissetmeye çalışan bir kadının hikayesini okudum. Birçoğumuz bunun yokluğunu hissetmiyor muyuz zaten? Kitabın sonlarına doğru küçük şeylere ilgi duyarak onlardan keyif almanın yaşamı ne kadar güzelleştirebildiğini fark eden, kendini uçurumdan kurtaran karaktere sarılmak istedim. Kendimden pek çok şey buldum tabi ki, varoluş sancıları deyince de ben. :) Gözlerim dolu dolu bitirdim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dünyadaki koşullarla barışma, yaşamı bir ödül gibi görüp kıymetini bilme süreci. Altmış yedinin yazı Bodrumdan yukarı çıkan merdivenin ilk basamağını çıktım ben. Kendi bodrumuna takılıp kalmış o kadar çok insan var ki, üstelik manzaranın geniş, büyük resmin anlamlı olduğu, gelecek ve bilinmeyen korkusunun beklentiye dönüşebileceği yer olan üst katlar boş dururken.
Asla daha büyük şeyler olmayacak mıydı? Bu kadarına mı mahkûmdum ben? Gelecek bu muydu? Umut bu değil diye ümit ediyordum ama başka bir şey de ummuyordum, daha başka ya da daha büyük bir şey hayal edemiyordum ama yine de daha büyük bir şeyler olmalıydı! Sorun olan, aptalca olan buydu, onlar gibi azla yetinemem. Daha büyük şeyler istemiyorlar, daha büyük şeylerle ilişkilerinin olmamasını benim kadar dert etmiyorlardı.