📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendilerini keşfedememiş, huzura erişememiş ve anlamı içlerinde değil de dışarıda arayan insanlar hep birbirlerinin yerinde olmak isterler. Gözleri hep diğerlerindedir onların. Daima bir arayış içinde oldukları için bir türlü bulundukları yere ait hissedemezler. Neye ihtiyaçları varsa, ona sahip olduğunu düşündükleri kişilere imrenir, onların varlığını gözlerinde büyüterek, sahip oldukları meziyetleri ve dolayısıyla da kendilerini küçümserler. Kendilerinde olmadığını düşündükleri o şey her ne ise, onun yokluğu büyüdükçe büyür, kendilerine ait olanlarsa küçüldükçe küçülür. Bu durumda yokluk varlığı eze eze yener ve mekan görünmez hale gelir. Kendi bulunduğu yeri elinde olmayanın yokluğuyla görünmez hale gelir. Kendi bulunduğu yeri elinde olmayanın yokluğuyla görünmez kılan insanların yaşadığı yer artık zihinledindeki derin boşluktur.
"Başında kaynasın diye beklenen su asla kaynamaz." (Saya 243)
Gelsin diye beklediğimiz güzel günlerin aynı bu şekil gelmemesi gibi... Uzun zamandır Debbie Macomber kitabı okumamıştım, özlemek istedim bir dönem sonra. Hikayelerin hepsi aynı gibi gelirdi bana.
Bu okuduğum kitap diğer Debbie Macomber kitapları gibi değil. Bir Yumak Mutluluk serisinden birkaç kitap okudum ama hiç bu kadar beğendiğimi hatırlamıyorum.
Karakterleri de, yazarın yalın hikaye işleyişini de çok sevdim. Hikaye tam sevdiğim cinstendi ve de bu tarz hikayelerde o dünya içinde hissedebilme özgürlüğümü yaşayabiliyorum ya; beni yine bu durum başka mutlu etti işte.
Başlangıç yaptığım söz gibi, gözünün içine baktığımız şeyler olmuyor ya hani; hayat en beklenmediği veriyor bize. Bu kitap da uzun zaman sonra okuduğum için bir garip hissettirir ve belki de hiç sevmem derken yazarımızı sevdiğime karar verdim. :))
Karakterlerden en çok Rooster'ı sevdim. Daha karakter ortaya çıktığı ilk sayfada beni çok içine çekti. İnsanın o karakterdeki gibi olgunluğa ve de beklentisiz yaşamaya zaman içinde alıştığı aşikar, şu anki ben gibi hissettirdi Rooster bana.
Sonra Lauren, bir diğer yarım; her daim sevecen ve sevgi dolu biriyken, olmadık birine kapılmış olarak hayatı bir ikilemde iken takılı kalmıştı bir ilişkiye. Esas olarak "tamam buraya kadar, isteklerimiz farklı" diye kabul edip ayrıldığı gibi hayatına Rooster çıktı. İkisini okumayı çok sevdim ya! Biraz daha okumak isterdim deyip puan kıracaktım az kaldı ama yok yeterince okudum, hakkını yemeyin yazarımızın... :))
Bethannie&Max, onları bu kitaptan önce de okumak isteyeceğimi farkettim; güzeldiler. Lydia ve Brad'in kızı Casey'in küçüklük travmalarına dair olan konu yarım kaldı, bir sonraki kitapta mi acaba diye merak ettim; bunu araştıracağım.
Kısacası, ben
"Annemin bana bir tartışmayı çözüme ulaştırmadan asla yatmamamı söylediğini hatırlıyorum. Bu iyi bir öğüttü. Bir daha asla böyle bir gün geçirmek istemem."