Kılavuz ilke olarak hatırlanması gereken en önemli şey, oğlanın özgüvenini okula devam ederken sağlam tutmaya çalışmanızdır. Başarısı ve ruh sağlığı açısından gerçek risk bu çağdadır. Mezun olduğunda her şey değişecek. Kelimeleri iyi telaffuz edememesinin veya okumayı sekiz yaşına kadar sökememiş olmasının hiç önem taşımayacağı, kendine uygun bir yer bulacak dünyada. Ama okulda başarılı olamadığı için kendinden nefret etmeye başlarsa derin bir çukura düşmüş demektir ve hayatının geri kalanını da buradan çıkmaya uğraşarak geçirecektir.
Genç bir adam çok güçlüdür, çok çılgındır, çok emindir ve çok kayıptır. Her şeye sahiptir ama hiçbir şeyi kullanamaz.
— Thomas Wolfe, Of Time and River (Zaman ve Irmak)
Musibet karşısında Settarîyet kanunu insana, gereksiz detayları bırakmasını, teferruatlara perde çekmesini, kederini kaynaştırıp birliğe erdirmesini salık vermekle kalmaz; aynı zamanda şunu söyler: acını önüne gelene açıp ucuzlaştırma, acını soyundurup utandırma, Rabbinle arandaki bu özel ilişkinin mahremiyetini onu saçıp dökerek ihlal etme, onu ört. Onu bastırma ama ört! Hz. Peygamber’in (sav) vahiyle ilk şereflendiği gün, evine döndüğünde, ‘Beni örtün, beni örtün’ demesini hatırla: Toprak nasıl ki örttüğü basit nesneleri ağaç olarak, meyve olarak netice veriyorsa, acılarımız da, gönlümüzdeki örtük yerde durduğu müddetçe büyük imkânlara ve mükâfatlara dönüşeceklerdir
Başa gelecek musibetler kaderde yazılıysa, insanın ondan kurtulma çabası ve hatta duasının ne anlamı kalacaktır?
Bu noktada kader ve levh-i mahfuz hakikatlerini ayırmak gerekmektedir.
Rabbimiz duayı da, sadakaları da, çabaları da musibetler üzerinde etkili kılmış, ancak hangi halimizin musibetlere ne kadar etki edeceğinin bilgisini de kendisinde mahfuz tutmuştur.
Herhangi bir canlının ömrünün uzaması veya kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Bütün bunlar, Allah’a göre, elbette pek kolaydır.
İşte bu son bilgilerin kayıtlı olduğu yer Levh-i Mahfuz’dur.
Levh-i Mahfuz insanla aktüel olarak ilişkili bir tecelli alanı değil, bilakis Rabbimizin ilminin kendi Zât’ına dönük yanıdır.
İlahi düzlemde geçmiş nasıl sona ermişse, gelecek de öyle sona ermiştir. Bu yüzden kainatta keşke yoktur. İnsan kendi kader kitabını henüz okumamış olduğundan, musibet karşısında çabayla mükelleftir ve onlardan kurtulmak için elinden geleni yapmak zorundadır.