Tüm istekleri, kendilerini anlamaya yönelik olanlar hiçbir zaman nereye gittiklerini bilmezler. Bilemezler. Sözcüğün bir anlamında, tabii ki Yunanlı kâhinin de dediği gibi insan kendini bilmelidir. Bilginin ilk aşaması budur. Ama “bilgelik”in ulaşabileceği en üst aşama, insan ruhunun bilinmez olduğunun kavranmasıdır. Son bilinmez, insanın kendisidir. İnsan güneşi teraziye koyup tarttıktan, ayı adım adım ölçtükten, yedi kat göğün yıldız yıldız haritasını çıkardıktan sonra bile, geriye kendisi kalır. Kendi ruhunun yörüngesini kim hesaplayabilir?
Evlilikte olsun, dostlukta olsun, her tür arkadaşlığı ayakta tutan bağ, eninde sonunda karşılıklı konuşmadır. Konuşmanın olabilmesi için de, ortak bir temel gerekir; çok farklı kültürdeki iki insanın tek ortak temeliyse ancak en düşük düzey olabilir.
İnsanın yalan söylemeye muktedir tek hayvan olduğu evrensel olarak bilinmektedir, şurası açıktır ki, kimi zaman korkudan kimi zaman çıkardan yalan söyleselerde, yine kimi zaman da hakikati savunmanın elinin altında ki yek yolun bu olduğunu vaktinde anladıkları için yalan söylerler.