Bu sayfalarda Mazandaranânî, çok ünlü bir kanıyı çürütmeye çalışıyor; bu kanıya göre eğer bir yüce ad varsa, insanlar bu adı ağızlarına alamamalıydılar; çünkü adını söyleyebildiğimiz varlık ve nesneler, üstlerinde bir tür yetkeye sahip olduğumuz varlık ve nesnelerdir, oysa hiç kuşku yok ki Tanrı’nın herhangi bir egemenlik altına girmesi söz konusu değildir. Bu karşı savı ortadan kaldırmak için yazar, İslamı Yahudilikle karşılaştırıyor. Gerçekten de Musa’nın dini, o ağıza alınmaz adı söyleyenleri cezalandırıp, Yaratıcı’nın adının her türlü doğrudan kullanımından sakınmanın yollarını ararken, Muhammed’in dini, tümüyle karşıt bir tavır takınmıştı ve inananları gece gündüz tanrının adını söylemeye teşvik etmekteydi.
Bu nedenle, diye doğruladım papaza ve çömezlerine, İslam toprağında hiçbir konuşma yoktur ki içinde Allah adı on kez yinelenmesin; hiçbir pazarlık yoktur ki iki taraf da durmadan onun adıyla “vallahi”, “billahi”, “bismillah” diye yemin etmesin; hiçbir konuklama, veda, tehdit, yüreklendirme ya da yorgunluk cümlesi yoktur ki içinde açıkça O’nun adı anılmasın.