Dilan Paksoy

Dilan Paksoy
@Dilanpksy
Radyoloji
"İnsan doğası gurura özellikle yatkın. Aramızda, gerçek ya da değil, meziyetlerinden dolayı kibir duygusu beslemeyen pek az insan bulunur. Gurur ve kibir kelimeleri çok kere birbirine karıştırılırsa da aslında farklı şeylerdir. Bir insan kibirli olmadan da gururlu olabilir. Gurur daha çok kendi nefsimize karşı duyduğumuz saygıyla, kibirse başkalarının bize duymasını istediğimiz saygıyla ilgilidir.
Sayfa 25 - Panama
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ama duyguya, akıl rehberlik etmelidir ve bence, katlanılan güçlükle amaç her zaman orantılı olmalıdır.
Sayfa 37 - Panama yayınları
"Burada insanın en ağrına giden ne biliyor musun? Onların yalan söylemeleri değil; yalan her zaman bağışlanabilir; tatlı bir şeydir çünkü yalan, insanı önünde sonunda gerçeğe götürür. Burada insanın ağrına giden şey, onların yalan söylemeleri değil, söyledikleri yalana kendilerinin de inanmaları..."
Sayfa 165
: "Hemen bütün suçlar nasıl oluyor da böylesine kolaycacık ortaya çıkıyor ve hemen bütün suçluların izleri böylesine çabucak bulunabiliyor? Düşündükçe ilginç birtakım sonuçlara vardı: Ona göre bunun başlıca nedeni, suçun gizlenmesindeki maddi olanaksızlıktan çok, suçlunun kendinde aranmalıydı; hemen her suçlu, suçu işlediği sırada, yani aklın, iradenin, dikkatin en yoğun olması gerektiği anda, akıl ve irade yönünden güçsüzlüğe düşüyordu; akıl tutulması ve iradeyi kaybetme tıpkı bir hastalık gibi geliyordu insana, gelişip yayılıyordu ve suçun işlenmesinden az önce en yüksek düzeyine ulaşıyordu, suçun işlendiği sırada ve ondan sonra kişiliklere bağlı olarak bu düzeyini sürdürüyor, sonra da her hastalık gibi etkisini yavaş yavaş yitirip yok oluyordu. Bu noktada ortaya çıkan soru şuydu: Hastalık mi suçu doğruyordu, yoksa suç mu kendi yapısına uygun, hastalığa benzer bir şeyleri geliştiriyordu?
Sayfa 86 - Kültür yayınları
"Aşk bir düştür de ondan," diyor Mader ve dönüp Baz'ın yanına geliyor, önünde ayakta durup parmaklarını Baz'ın saçlarının arasına yumuşakça daldırıp devam ediyor, "çünkü aşk, umutsuz ve çaresizlerin düşüdür. Çünkü aşk, güçlüklerle yüz yüze yaşayan insanların düşüdür de ondan. Çünkü aşk, yürüdükleri yolu terk edenlerin yeni ve son belirsiz yoludur da ondan. Çünkü ben o ülkeyi hiç görmedim, ama bildiğim kadarıyla orası umutsuzların, çaresizlerin, güçlüklerle, hastalıklarla, perişanlıklarla yüz yüze yaşayanların ülkesidir de ondan. Çünkü düşler böyle yerlerde yaşayan insanların ekmeğidir, suyudur da ondan. Çünkü böyle insanlara yeni ve aydınlık yolların düşü lazımdır da ondan. Çünkü sen de artık o ülkenin bir insanısın da ondan, farkında olmasan bile... Hayat böyle oğlum, zorla değil, sırayla."