Varacağın yere değil, yolculuğunu nasıl yaptığına bak , çünkü varacağın yere sen değil, yolculuğunu nasıl yaptığın karar verecek. İnsanın aradığı gittiği yerde değildir çünkü. İnsan kendi içindekini götürür zaten gittiği yere.
Bazen akışına bırakmak gerekir yaprakları , suyu , mevsimleri , olayları ve insanları. Bazen yola teslim olmak gerekir sahiden. Yolun aktığı yöne güvenmek . Neler olacağını bilmesen de , olanın zaten hayırlı olacağından emin olmak.
Nereye ait olduğumu bilmiyorum ben artık. Ne yerdeydim ne gökte , ne hayattaydım ne toprakta. Adresim yok , tarifim yok, anlamım yok. Yol beni nasılsa götürürdü ait olduğum yere . Tıpkı onun her fırsatta dediği gibi yol bir kader yazardı nasıl olsa.
Herkesten gizlediğim bir düşünce gezegenim var benim. İçerisi bazen çok karışık,bazen çok sakin , bazen fırtınalı , bazen loş. Elbette tüm gayem düşünce gezegenimde elektriği icat edip ya da güneşi getirip aydınlanmayı yaşamak…
İç sıkıntısı , kaçırılmış bir hayatın ağırlığıdır.Başka bir yaşamın mümkün olduğunun farkındayken , saçma bir hayatın içine sıkışmış olmanın sessiz çığlığıdır.