Yayınlandığı yıldan beri her neslin kadınının ilgisini çekmiş , ayrı bir heyecan uyandırmış çoğu zaman örnek olmuş bir talebenin hikayesidir Çalıkuşu. Tüm ele avuca sığmazlığın , idealistliğin, çocuk neşesinin , cesaretliliğin , sevginin en saf halinin dile yansımasıdır Feride'nin yaşadıkları.
Öyle ki Reşat Nuri Güntekin'in -bir erkeğin- bir kadının iç dünyasını bu kadar doğru , bu kadar hisli , bu kadar ince ve bu kadar ruhani biçimde aktarmış olması benim son olmasa da ilk kez gördüğüm bir durumdu. Fakat itiraf etmeliyim çok okuduğumdan mı yoksa Reşat Nuri'nin içtenliğinden mi bilinmez Feride karakteri bana hep gerçek , yaşamış bir kadını hissettirir. Öte yandan Reşat Nuri'nin Feride ismini vermiş oluşu da tesadüf değil. Feride ; gururlu,hırslı ,tek ,eşsiz demek. Arka planda ise Osmanlı'nın son yılları ve dönemin meşhur dili Fransızca yer alır.Bazı tiplerle dönemin zihniyeti açıkça ortaya konur.Bu kimi zaman okul müdürü , kimi zaman müfettiş ve kimi zaman küçük bir çocuktur.
Çalıkuşu mu hocanım mı gülbeşeker mi ipek böceği mi Munise'nin abası mı yoksa kocaman bir aşkın bedelini kendine ödeten 'sahibi tarafından sonsuza dek kapatılmayı isteyen küçük bir kuş ' mudur Feride ? Feride'nin bütün uçarı , şımarık ve taşkın zamanları onun hep üzgün olduğu anlardır. Bu yollar sayesinde kaçar duygularından ... Bu hikayenin en kırılanı aslında onun duygularıdır. Çalıkuşu merhametli ve saf bir çocuktur aslında. Muallime Hanım olduğunda da Munise'ye annelik yaptığında da hep aynıdır . Yalnızca ilk aşkının ona böyle bir acı yaşatmış olmasını hazmedemez ve her günün sonunda ona ' Seninle artık iki düşman bile değiliz , birbirimizi hiç ama hiç görmeyecek iki yabancıyız ' gibi kırılgan