Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Irmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
Yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
Çiğdemler güller mor menekşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hala koynumda resmin
Dağları anlatırdın ve dostluğu
Bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
Dağlar yarılır ırmaklar kururdu
Bulutlar çökerdi yüreğime
Hala koynumda resmin
Dün akşam olur elinde kitaplar
Ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
Bir kez bile unutmadın merhaba demeyi
Ve en yanık Türküleri nasıl da söylerdin
Dostun vurulduğu gün
Hala koynumda resmin
Kaç mevsim kırlara çıkıp
Çiçekler topladık mezarlar için
Belki…
de ki dünya
ve dağlarına bu kadar üzgün davranan dünya
madem bu yağmur bu çamuru anlamıyor artık
sen dönerken ben bu kahrı bir ağız tadı olarak öneriyorum hayata
işte
derler ki ruhunda kocaman şüphe
kalbinde kara bir lekeyle doğarmış insan
insan
yani biri diğerini kör kuyularda merdivensiz bırakan
aslında giderim giderim bu dağ bana büyük
şu oda bana geniş
bu ev bana dar dediğim zaman
hiç işe yaramayan o çarşamba
simsiyah bir kadın
bütün çirkin sularımı içen o ağızla kaldım hayatta
dünya
biraz da kaldığım hayattan yazıyorum bu mektubu sana
çünkü sen ve hayat
yarısı gelinen yarısı kalınan bir yermiş bunu asla unutma
de ki dünya
geldiğim ya da kaldığım
beni tamam eden her neyse onun adına
sana gelmiştim hayatta kaldım yanlışlıkla
hayatta
ki istesem karmakarışık yağmur da diyebilirdim buna
kalbimde en güzel kara leke
başını ve sonunu unuttuğum o uzun cümle
şehirleri anladım
ama anlamadım bu kadar köyü neden gezdirdin yanında
bak benim kırk kere fotoğrafım da var kalbimle yan yana
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü..
Tatlı tatlı sormuştu adam: "Peki ya zaman?" Sonra da demişti ki, "Onun moleküllerini gören oldu mu? Ve lütfen, benliğin fotoğraflarını gösterin bana, daimi benlik duygusunun fotoğraflarını."