Mutlu insan, kendi olabilme cesaretini gösterendir. Yaşama katılandır. Sahnenin kenarında durup “Acaba şimdi neler olacak?” diye hayatı izleyen kişi olmayı reddedendir. O hayatının mimarı olmayı seçendir. En azından buna talip olandır. Tentenin altına sığınmamıştır. Yağmurun ortasındadır. Islanmayı, kurumayı, üşümeyi, terlemeyi göze alandır.
Özgürce seven, sadece sever. Bağımlılık ve kaybetme korkusuyla ilişki kuranlarsa “Beni seversen seni severim, bana sadık olursan sana sadık olurum, beni mutlu edersen seni mutlu ede- rim...” şartıyla bir esaret ve bağımlılık anlaşması yaparlar. Sevilmemek korkusuyla sevmeye gayret etmek, kaybetme korkusuyla suiistimale göz yummak, sevgiyi deneyimlemek, sevgiyi yaşamak değildir.
Özgür olan, sevilmek karşılığında sevmek için çabalamaz, sadece sever. Bu yüzden de mutludur.
Ben artık bişeyi ne kabul ediyorum ne reddediyorum. Hayata karşı böyle bir tutum içine girmek abes. Biz dünyaya ahlaki önyargılarımızı etrafa salmak için gönderilmedik.