Caner Özdemir

Caner Özdemir
@DimLight
Pol
Su 2/4 Su.. Beynimi deliyor gecenin sessiz çanağına düşen her damla. Delirmek üzereyim. Acın kadar güzelsindir şimdi, bir battaniyeyi kucaklayıp ayak altlarınada birazını sıkıştırmışsındır. İşaret parmağının ucuyla takip ediyorsundur sessiz ve yalnız bir ağıtın son sözcüklerini, oysa karşı duvar karşı duvardır. Genç bir kelimede durup ansızın, ki bu dalıp gidemeyişlerin iyice çoğalmıştır, mızrağın ucunda, en kırılgan ama en tehlikeli yerinde hissedersin kendini. Acı çektiğinin duyulmadığı her yer cehennemdir.. Su.. Asivatas’ın nutkundan alıntılar yaparken yakaladım kendimi biraz önce, pencereden dışarı bakıyordum üstelik. Dışarıdan savaş geçiyordu, Mezopatamya yine yanıyor diye düşündüm. Adanava ne kadar uzaktı buradan tutup ölçmedim ama olsa olsa pencere camının tepesinden aşağıya süzülen yağmur damlasına bir şiir yazabilecek kadar açık tutabilirdim gözlerimi. Sonra yine sana bakmaya geri döneceklerdi.. Kalkabilsem ve takatimin son çeyreğiyle sıkabilsem damlayan musluğu geçecek hepsi. İstesem yaparım biliyorum, istesem gelip işaret parmağını bile öperim.. Su.. Cellat çeşmesinde yıkandın sen. Adını, başı kelle taşlarının birinin üzerinde duran sahipsiz bir kadının hatırasından aldın. Cürumun tüm dillere çevrildi, tüm dillerde asıldın, tüm dillere adını bıraktın. Akluofobik gece bekçisi, neyi beklediğini bilmeyen meczup; uykuların hep yarım. Kaybolmuş bir şehrin anımsanan en güzel kısmına gömüldün, artık sadece sen görüyorsun karşında duranı. Belki bir köprü, belki bir deniz kenarı, belki derin bir orman. Senden başka bilen yok olduğun yeri, benim gelip kapını çalmalarım hep lafın gelişi.. Su, irreal gölge.. Tam buluşacakken krom evye ile yolunun yarısına uzattığım elimin üzerine.. Yok gibi, garip ürperti harici. Işığın sesinden ürküp kaçan bir hamamböceğinin
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Pol
İntro & Su 4/4 Su.. Dönülemeyecek kadar geçmişteyim.. Atılacak tarih yaratılmadan önce tuncun içinde bakır, kalay ve su.. Kum taşlarının oluşum seramonisine bir iki nefes, belki de gerçekten yokum. Su.. Mutfak musluğundan kendi oluşturduğu zaman aralığında sarkaç, yerçekimiyle damla damla sevişmelerinden çıkan ses. Kontrol onda, gören herkesi ikna edebilecek kadar iyi kurgulanmış yerçekiminin mazeretsiz doğasına her iki saniyede bir salıyor kendini. Birazdan apartmanın sekizinci katından aşağıya damlama olasılığım var, evrene bakınca iki saniye koca bir ömür, dahası kadar yoksam bile.. Su.. Bir nehrin kenarında olmayı isterdim şimdi. Günün hangi diliminde orada olmak istediğimi o nehrin sıradan bir kenarını görmeden söylemeyeceğim, bunu sonra konuşuruz. Aslında günlüğünü yakan bir kelebekten farkımız yok. (Bunu da sonra konuşuruz) Bahariye’nin üst güvertesinde seyr-i İstanbul’a geç kaldım, gaz lambası ışığının yardım ve yataklıktan yargılandığı gölge cinayetler devrine de. Bu zaman, kavrulan Bağdat’a televizyon ekranlarından hüzünlü hüzünlü baktığımız bir ara zaman. Algılanamayan şeklalmanın uzak tanıkları olmak için seçildik elimizde olmadan. Milyon anıdan kelime kelime cımbızlanarak yaratılacak tarihin çocukları, Simurg’un doğumunu resmedeceğiz yüzümüzdeki kapkara ise çaldığımız işaret parmağımızla; yeni bir gelecek, falan filan.. Su.. Daphne başlattı ya da Apollon; cinsler arası korkuyu.. Peneus ırmağı nereye dökülür bilmiyorum, doğduğu yeri zaten saklıyor. Kimisi Thessalia’nın gözyaşları diyor, kimisi mısır yetiştiriyor, yani oralı değil. Toprak ananın kabul ettiği son duaydı, korkmuş Dephne’nin o duası. Sonra toprak ana kendi kulaklarını kemirdi , kendi gözlerini oydu. Bu yüzden sanırım bir yanında insanlar ölürken, diğer yanında tüm olanlara kapalı bir
Edebiyat
Pol
intro 3/4 İncelik.. Kayıp çocuklar sokağından eril limanlara çıkan lamelif hallerin genelidir büyümek.. Derlerki ; kentler yılandır, uzunca sürer zehirlerinden ölmek. Beton binaların düşleri içinde kıpırdayan deniz kenarları vardır ve uzaklarda ormanlar yanarken acınılan bir şeyler.. Derlerki ; ince olacaksın, burnunun dikine rüzgarlara karşı duracaksın, sıyırıp geçecekler seni. Kıyılara inşaa edilmiş terminallere ve garlara arka kapıların hepsinden ulaşılır nihayet, açacak cesaretin olsun yeter.. İncelik.. Bir Rihle hikayesi sanki ömrümüz. Hani gidilmemişken henüz İskenderi’yeyi tarif etmek gibi ve oraya ulaştıktan hemen sonra ölmek. Neden ölünür varmak için onca cefa çektikten sonra bir şehirde. Eski dilde hayalkırıklığının neyse işte adı, ondandır. İnceliklerdir insana yolunu tamamlatan. Sonrası, sonrasında kalanların hikayeleri sürekli yeni başlıklar atar sonrasılarna. Üzeri kapanır ve zamanla kaybolur o başlıklar altında, ilk hayalkırıklığı.. Seç birini.. İncelik.. Bir noktada yeterince sabit kalırsan, o noktayı senleştirebilirsin. Görünecek ayrıntılar aylaktır, gezgindir, göçebedir ve sana kalan onlara ihtiyaç duydukları anlamları vermektir. Sana doğan bir şey mi bekliyorsun, bekleme; sen doğur.. İncelik.. Koltuğunun altına La sıkıştırmış ağır ağır yürüyor adam. Tamamlamaya, ya da eksiltmeye doğru bir şarkıyı. Duyuların bir anda aynı senkronda dalgalanmasıyla çıkılmış tuhaf bir yol uzanık önünde, nereye dönse kendine ihanet edecek. Yorulup düşse tamamlayamayacak şarkısını ve kaçıp gittiği her şarkıda sırıtacak o La. Gitse, vardığı yeri yerinde durmak-La göremezsinki.. İncelik.. Kaptanı dün boğulmuş bir geminin güvertesindeyim. Tayfalar son mısrasına intihar süsü verilmiş bir şiirden bahsediyorlar. Alt kamaralarda sorguları sürüyor yelkovan
Edebiyat
Pol
intro 2/4 Sessizlik.. Bu kent, tamda bu kent; Uysal isimlerle örtülü kirli şeylerin yığınağı bu kent, olanaklar tuvalinin ucunda birkaç gelişi güzel fırça darbesi bu kent; Balon balığına çorap giydirmek gibi uyanıyoruz her sabah, senin tüm alanlarına.. Her köşesinde alarmları farkındalıklara kurulu kayıp ilanları uyuyorken bir de sen kayboluyorsun, eriyip sızıyorsun kentin parmak aralarından dünlere, anılara. Kenarını sessizce kıvırıyor kalınan sayfa, kendine düşman yeni bir hikaye yazılıyor senden sonra. Damdan düşer gibi yaşıyorsun, damdan düşer gibi tanıdık hiçbirşeyin tam ortasına.. Sessizlik.. Geçmişime özlem duyuyorum bu sıralar, üstelik otomatikleşiyor bu gün geçtikçe.  Sobanın çamaşır askısına asılı taze kangal sucukların baharat kokusuna bulanık bir evde babamın berrak gülümsemesini güneşe şirk koşarak uyanmaktan, akşam ezanında telaşla eve koşturmalarım arasında yaşadığım tüm çocukluk sığasına. İnsan, yaşı ilerledikçe, elinde olmadan özlüyor dünlerini. O zamanlar eksik kalmış anlamları tamamlamasına yardımcı olan tecrübesi aynı zamanda da geç kalmışlıklarına ve pişmanlıklarına çanak tutabiliyor, nerede hata yaptığını daha net görebiliyor.  Düne yarından bakınca neden bu kadar netleşiyor, anlamak güç. Yaşadığı anı neden yarın penceresinden bakmadan, yaşadığı o anda, oracıkta,  tam anlamıyla kavrayamıyor insan ? Günlük konuşmalar içinde yaşamını sürdüren yarın önüne geldiğinde neden konuşulduğu anda verdiği heyecanı, telaşı veya umudu veremiyor ? Hiç ! Sessizlik.. Gecenin ortasında karanlık ışıyan, bilinen tüm acıları çekmiş ve kendinden bıkmış nigehban bir sessizlikle başbaşa kalıyorum sık sık. Engebesiz, girdisiz, çıktısız sade bir durağanlık. Değer verdiğin tüm o yanılsamalar zihinlerinden geldiğince uykuda. Sessizliğin bir süre sonra kapılarını kapatıp
Edebiyat
(İntro 1/4) Sessizlik.. Bir melek yanınızdan yürüyerek geçebilir. Bir diğeri karşınıza oturup gözlerinizin içine bakabilir. Bir diğeri sizin olmadığınız bir odada garip tıkırtılar yaratabilir, oturduğunuz mutfak masasının başında duyabilirsiniz o tıkırtıları. Korkularınızı, gecenin sessizliğini, hatta loş ışığı bile kullanabilme ehliyetleri vardır. Özgürlüklerini tartışmayacağız ama şimdi. Kendimi ihlal edilmiş hissediyorum. Entellektüel kapasitemin sınırlarını kendi aciz anlağımla geçerek sadeliğimin farklı bir bakış açısı sunduğunu sanıyorum. Yanılsamda yalnızlık bana bilmediğim şeyler hakkında yorum yapabilme özgürlüğü sunuyor. Kalemdeyim, sessizliğin işgali, kuşatması altındayım. Kendimi savunmak için ben de herşeyi kullanabilirim.  Algı orkestramın şefiyim ve böyle bir pozisyonda kullanabileceğim en kullanışlı soyut materyal yine sessizliktir sanırım. Engellerimi ortadan kaldırıp duygularımla iletişimimi derinleştirmeliyim.. Sessizlik.. Sessizlik, kaos yaratıp olacakların nereye varacağını seyretme bağımlılığıdır. Susmak ise en düşük seviyede seçenek, en yüksek seviyede ise obsesif tanrı kompleksidir. İnsan bunların arasında gizlenir, gezinir. Sessiziliğin her insanda yansıması farklıdır, karşısına geçildiğinde şaşırtıcıdır. Neler çağrıştırdığını tam olarak betimleyemez ve asla dürüstçe anlatmaz. Geçiştirici cevaplar kullanır, geveler. Bazen de yine sessizlikle cevaplandırır yöneltilen soruları. Her iki taraf için imgesel gebelik kaçınılmazdır.. -Zamanın bana cömertçe verdiği yarın sahnesinde üstleneceğim rollerimi yazarım her gece. İçten içe asla başaramayacağımı bildiğim hayallerime inanıyorum ve yaptığım herşeyi onlara ulaşmak adına yaptığıma ikna etmiş bir şekilde uyanıyorum tüm sabahlara.  Sen gibi.. Sessizlik.. Öfkemi ve hayalkırıklıklarımı
Edebiyat