Caner Özdemir

Caner Özdemir
@DimLight

Caner Özdemir

, bir kitap okudu
7/10
·90 syf.·
Beğendi
·
2021 1. kitabı
Haruki Murakami
7.3/10 · 3.733 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Pol
Varoluşsal İkilem 3/4 Cümleler biriktiriyorum. Hayatımdaki hiç kimse bu yönümü bilmez mesela. Tanıdığım herkesten bir kaç cümlem var kumbaramda. Kuruldukları gün, saat, saniyesine dek; kurucunun adı başlığında defterlerimde kayıt altındalar. Bazı geceler o defterleri açıp okurum, gözlerimi kapar kurulduğu anları ve mekanları ayrıntılarıyla aklımda yeniden oluşturarak ileri sahneler tasarlarım. O anlara bir kaç olası devam kurgularım. O soyut sahnelerde olası devamların içinde olaylara ve yeni ihtimallere karşı bireysel tepkilerimi ölçerek kendi evrimime yardım ederim. İç dünyamın karmaşıklığında ilerlememi sağlayacak ipuçlarını toplar, onları da bir başka deftere 'önümüzdeki deja vulara bakalım' adı altında kaydederim. Kayıtlarım hayatıma bir şekilde giren/çıkan ve hayatımda olmaya devam insanları farklılaştırmalarıma olanak sağlıyor. Biliyorum, rahatsızım. Hisleri uçlarda yaşamanın yadırganacak bir yanı olmadığını düşünüyorum. Ben, beni hayvandan ayıran en temel özellikleri geliştirmeye önem vermenin çok insancıl olduğuna inanan biriyim. Bunların adı yok, sadece varlar ve onları seviyorum.. Sabah kalkmanın yükünü taşıyan minik bir alarmlı saatim var ki bir yolu olsa şikayet etse beni, ona yaptıklarımdan ve ona davranışlarımdan dolayı eminim uzunca bir süre tutuklu kalırım. Çok çekiyor elimden, onlarca kezde yaptıklarımın getirisi arızalar yüzünden de onarıldı, tedavi gördü. Durumuna tezat ironik bir adı var. Adı, Katil. Aslında ona zarar veren benim. O sadece işini yapıyor. Uykumu katlettiğini düşünerek başlarda -birbirimize düşman olmadan önce- koyduğum bu ismi şimdilerde değiştiremiyorum. Çok alıştı.. Aslında bu şekilde olmaması gerekti ama ben üzerime düşeni yapıyorum. Küçümseyici Dünya'nın herkes kadar bana da bulaştırdığı küçümseme hastalığından muzdaribim.
Edebiyat
Pol
Varoluşsal İkilem 2/4 Yerleşik yapıya karşı durmalarının, seni sessiz sedasız aynı yerleşik yapının dışına ittiği.. Varlık, evrenin sunduğu verilerin emilimi ve reaksiyonundan başka nedir ki ? Ya bu gerçeği anlarsın ya da sürekli ve kayda değer bir karmaşanın içinde herşeyi yanlış yorumlarsın. Bir örümcekmiş gibi düşün tanrıyı. Evren ağı. Ağının merkezinde hareketsiz duruyor. O ağ her milimini çok iyi bildiği bir yapı. Bu yüzden, her –boyutu önemsiz- değişkene en ince detayına dek senkronel biçimde duyarlı. Çok az iş yapıyor gibi görünse de yapı tamamen kontrolü altında. Ne olacağına ya da ne olmayacağına doğal yaşama süreleri içinde hiç yapısal müdahaleler etmeden kararlar alıyor. Bu dışarıdan göründüğünde taşıdığı klasik isimlerden en az biri akla geliyor, düzensiz gibi görünüyor genelde. Bulunduğu yerden ve onun aklından bakıldığında ise idrak yoksunluğu sendromuna kapılmamız içten değil. Molekülden canlı-cansız her nesneye sempati derecesinde bir saygı besliyor ve varlıklarına çok gerekmedikçe asla müdahale etmiyor. Elindeki Cehennem kozunu sürekli korkuyu beslemek için kullanıyor. İnsanlık tarihinin başlangıcından beri Cehennem’in yapısal varlığını bir çok dilde ve birçok şekilde insana aktardı. Cehennem, Niflheimr, Hades, Tartaros, Şeol, Gehenna, Naraka, Tamag… gibi şu an aklıma gelmeyen binlerce ismi ve tek amacının insana işkenceli acılar vaadeden bir yerin varlığını dayatarak santaj yaptığı insanın aynı zamanda da bundan kurtulması için günün her dakikası korkularını anımsamasını sağlamak amacıyla bir çok eylemde bulunması gerekiyor. Yarattığının dindar olmasını isterken kendi aşırı dindarlığını insan acziyetine gömmesi her dinin temeli. Her din için rahatlıkla söylenecek ortak şey; Tanrılarının aşırı dindar olduğudur sanırım.. İnançlarımı sorguladım,
Edebiyat
Pol
(Varoluşsal İkilem 1/4) İnsanlar bir şeyler anlatmaya başladığında sanki anlattıklarının benim için bir önem taşıması gerektiği gibi bakmalarından ve bunun hiç değişmeden her insanda aynı olmasından yola çıkarak, herkesin bariz şekilde kronik yalnızlık taşıyıcısı olduğunu söyleyebilirim. Yalnızlığın Tanrıdan insana bulaşan tek hastalık olabilme ihtimali de ayrıca çok yüksek.. Hiçbir basamak bir altındaki basamağın varlığını reddetmeden ya da küçümsemeden, bir üstündeki basamağı görmezden gelmeden bulunduğu yerin egosunu yaşayamaz. Egonun hastalık olarak tanımlanmasının altında yatan sebep bu. Egonun getirisi zoraki yalnızlıkla tercihen kalınan yalnızlık arasında bir sürü kırgın insan fark var. Belki de Tanrıyı Tanrı yapan tüm o kırgın insanlar topluluğudur. Bitki ve hayvanla konuşmadan bu soruya cevap vermek olanaksız. Yalnız insanların kendi tedavilerinde kaydettikleri ilerlemelerde bazı gizli nüanslar var. Örneğin benim Ziya adını verdiğim bir hamamböceğim var. Nerede görsem tanırım. Kimse bilmiyor onun varlığını ve ismini. Garip şekilde benden hiç korkmuyor, beni gördüğünde türlerinin diğer fertleri gibi sağa sola kaçışmıyor. Birkaç tanesiyle daha karşılaştım evin bölümlerinde. Hep merak ederim ta sekizinci katta ne işleri var diye. Bu yüzden de gidebilecekleri onca yer varken burada oldukları için onlara karşı bir tehtid olmayı hiç istemedim. Uzunca bir süre sonra Ziya’dan başka hepsi yok oldu, nereye gittiler veya hayattalar mı, bilmiyorum. Ama Ziya hep buralarda. Onun kalıcılığına ikram bir şeyler yapmak istedim. İnternetten hamamböcekleri neyle beslenir diye arama yaptım. İğrenç sonuçlar çıktı, her şeyi yiyebiliyorlarmış, ikrama gerek olmayacağını anlayarak yapacağım en saçma şeyi yapmaktan da ziyadesiyle vazgeçtim... Diyorum ki; belki de Tanrı’nında buna
Edebiyat
Pol
Göç; Sinek, böcek bittiğinde Afrika yollarına düşmesi gibi değil kırlangıcın. (Her ne kadar güzel olsa da Kahire üzerinden uçmak..) İkinci ortasına vardığında hikayenin, ilk paragraf boşluğunda birbirlerine şöyle bir bakan iki karşıt anlam. Biri, kişinin karşında durduğu türlü sapaklar; diğeri içsel sesler korosu başında acemi şef. Toplamda, portede alt alta sıralanmış “yeni başlangıçların” tamamının başında aynı sol anahtarı.. Yüksek perdeden dökülüş umuda. Biri keskin bir zorundalık, biri kendine iki numara büyük gelen iç dünyanın yörünge arayışı..
Edebiyat