Varoluşsal İkilem 2/4
Yerleşik yapıya karşı durmalarının, seni sessiz sedasız aynı yerleşik yapının dışına ittiği..
Varlık, evrenin sunduğu verilerin emilimi ve reaksiyonundan başka nedir ki ?
Ya bu gerçeği anlarsın ya da sürekli ve kayda değer bir karmaşanın içinde herşeyi yanlış yorumlarsın.
Bir örümcekmiş gibi düşün tanrıyı. Evren ağı. Ağının merkezinde hareketsiz duruyor. O ağ her milimini çok iyi bildiği bir yapı. Bu yüzden, her –boyutu önemsiz- değişkene en ince detayına dek senkronel biçimde duyarlı. Çok az iş yapıyor gibi görünse de yapı tamamen kontrolü altında. Ne olacağına ya da ne olmayacağına doğal yaşama süreleri içinde hiç yapısal müdahaleler etmeden kararlar alıyor. Bu dışarıdan göründüğünde taşıdığı klasik isimlerden en az biri akla geliyor, düzensiz gibi görünüyor genelde. Bulunduğu yerden ve onun aklından bakıldığında ise idrak yoksunluğu sendromuna kapılmamız içten değil. Molekülden canlı-cansız her nesneye sempati derecesinde bir saygı besliyor ve varlıklarına çok gerekmedikçe asla müdahale etmiyor.
Elindeki Cehennem kozunu sürekli korkuyu beslemek için kullanıyor. İnsanlık tarihinin başlangıcından beri Cehennem’in yapısal varlığını bir çok dilde ve birçok şekilde insana aktardı. Cehennem, Niflheimr, Hades, Tartaros, Şeol, Gehenna, Naraka, Tamag… gibi şu an aklıma gelmeyen binlerce ismi ve tek amacının insana işkenceli acılar vaadeden bir yerin varlığını dayatarak santaj yaptığı insanın aynı zamanda da bundan kurtulması için günün her dakikası korkularını anımsamasını sağlamak amacıyla bir çok eylemde bulunması gerekiyor. Yarattığının dindar olmasını isterken kendi aşırı dindarlığını insan acziyetine gömmesi her dinin temeli. Her din için rahatlıkla söylenecek ortak şey; Tanrılarının aşırı dindar olduğudur sanırım..
İnançlarımı sorguladım,