Zor bir ebeveynle büyüdüysek, anne babamızın bir gün makul davranacağı beklentisi hiç bitmez, ama o gün hiç gelmez. Zaten bunu kabul ettiğimiz gün de büyümeye başlarız.
Bir çocuk, "annem duygularını ifade etmekte zorlanıyor, bu yüzden bana şefkat ve yakınlık gösteremiyor" diyemez çünkü böyle bir düşünsel donanımı henüz yoktur. Peki böyle bir durumda çocuk ne yapar? Durumu nasıl anlamlandır? Çoğu zaman bunun olağan olduğunu düşünür: ebeveynlerin böyle davrandığını, anne-baba-çocuk ilişkilerinin böyle olduğunu...Zihninde bu hali " normal" olarak kodlar. Zamanla da şefkate, yakınlığa ihtiyaç duyduğunu bile fark etmez. Saçı okşanarak büyümenin, takdir edilmenin, saygı görmenin mümkün olduğunu hiç düşünemez. Başka seçeneği olmadığı için de sağlıksız olana uyum sağlar, onunla yaşamayı öğrenir.
Çocukluk, sağlıksıza maruz kaldığımızda, ona sağlıksız bir şekilde uyum sağlamaktan başka çaremizin olmadığı bir dönemdir. Bu dönemde kontrol gücümüz sınırlı, becerilerimiz kısıtlıdır. Müdahale gücümüz zayıftır. Sağlıksız bir ortamda, zorlayıcı ya da sorumluluğunu yerine getirmeyen bir ebeveynle büyüyorsak buna bir şekilde uyum sağlamamız gerekir. Fakat bulacağımız yolların da sağlıksız olması muhtemeldir; bunlar bizim çaresizlikle sarıldığımız baş etme yollarımızdır.
Bazı sorular vardır , bir kez zihnimize düşer bir daha da sizi bırakmaz.Günlük hayatın içinde ansızın belirir; bir ses, bir koku yada bir cümleyle geçmişin kapısını aralar. Ve birden anlarsınız: Aslında çocukluğunuz hiç gitmemiştir; hala sizinle birlikte yaşamaktadır.
Çocukluk hiç bitmez...Yaşınız ilerler, büyürsünüz, saçınıza aklar düşer ama o hep oradadır. Kalbiniz kırıldığında, düşünmeden verdiğiniz kararlarda, o artık sizi sevmediğini söylediğinde, hakkınız yendiğinde, görmezden gelindiğinizde, yok sayıldığınızda, geçmeyeceğine inandığınız bir yalnızlığa teslim olduğunuzda, kontrolsüz öfkenizle, dolmuş gözlerinizle, yüzünüzdeki kırgın ifadeyle döndüğünüz yer daima çocukluğunuzdur.