Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Halkın toplumdaki yeri, hele Ortaçağ'da, bir çocuğun ailedeki yerine benzer. Halk da çocuk kadar cahil,. kafaca ve zekaca onun .kadar gel işmemiş haldedir. Halk da tıpkı çocuk gibi,acımak nedir, bilmez.
Kılıklarında bunların hali-vakti yerinde birer esnaf veya tüccar karısı oldukları belliydi.Parmaklarında yüzük,boyunlarında
altın haç yoktu ama, yoksulluktan değil de, para cezası vermekten korktukları için böyle yapmışlardı. Çünkü Ortaçağ'da kadınların gözalıcı ziynet eşyası takmaları yasaktı. Yakalananlar hemen mahkemeye götürülür, kendilerinden para cezası alınırdı.
Oysa onu yine bu çanlar sağır etmişti.Ama, anneler de kendilerine en çok eziyet eden çocuklarını en fazla sevmezler mi? Şu da var ki, çan sesi onun işitebildiği tek sesti. Bu bakımdan en çok büyük çanı seviyordu. Bayram, yortu günleri çevresinde gürültülü biçimde kırıtıp, çırpınıp duran bu kızlar içinde en sevdiği, o büyük çandı. Adı Marie idi. Kilisenin güneye bakan kulesinde, kardeşi Jacqueline ile birlikteydi. Jacqueline daha ufak bir çandı. ikinci kulede altı tane çan daha vardı. Kilisenin cephesindeki büyük pencerenin üstünde de ayrıca altı tane küçük çanla bir de tahta çan vardı. Bu tahta çan ancak Paskalya yortusunun sayılı günlerinde çalınırdı. Bu hesaba göre Quasimodo'nun emrinde onbeş çan vardı ama, kocaman Marie'yi hepsinden çok seviyordu.