Mademki, kendi gökyüzüne hayran olmaktan vazgeçmiş değiliz, mademki ayağımız deniz kenarında ıslak kumlara değince o hoş ürpertiyi hissetmeyi reddetmiyoruz, mademki, gecenin bir yarısında adını bilmediğimiz kuşun sesini duyunca onu dinliyor ve sesin sahibi olan kuşun cinsini merak ediyoruz, dikenlerine yağlı boya çekilmiş kirpinin kara talihine üzülüyoruz... öyleyse bu çıkmadık canda umut var, demekten daha fazlasını içeriyor. Bu, bizim, kendi çorak toprağımıza kendi mazmunlarımızı oluşturabileceğimizin teminatını oluşturuyor. Böylece, hiç bülbül sesi hissetmemiş olan yirminci yüzyılın kentli insanı için, her gün bülbül sesi ile sabaha gözlerini açan birine göre, bülbüllerin ötmeye başlamasının bir takvim yaprağında duyurulması, görkemli, rengarenk ve dahası esrarengiz anlamlara göndermelerde bulunuyor: böylece hayal ve anlam katmanları üst üste biniyor, çoğalıyor: ormanda yaşayana göre onun anlam dünyası daha zenginleşmiş oluyor.