Binlerce kaos…
Bir tür bilmez!
İnsan denen tanrı…!
Eşiklerinde mutlulukları erekleri güçleri arar…
Umutsuzlukları canlıları uyutur…
Yıkım arar bozgunluklarına.
Sevgisizlikleri alelade ortada yaralanmış oysa.
Sevgileri yıkar, sevgisizlikleri…
İstençleri bütün canlılardan;
Kimyasallardan,
Hastalıklarından,
Daha vahşi
Daha iğrenç
Daha yoksul
Daha aç!!
Daha kansız
Daha çizgisiz
Daha şahsiyetsiz
Dahalar dahalar…
Kırmızı üzüm şarabı!
İki kadeh, tek…
Cam kırık dudaklar çatlak,
Kırmızı sızıyor.
Gönül de sözcükler de yorgun…
Dilimizde geçmişten tatsızlık
Yemek borusu iyice dayanıksız…
Bir de galiba tıkanık…
Uzaktaki yıldızlara bakan bir kentte
Kucak kucağa…
Gecenin gerçekleri ile sevişmelerimiz..
Akıllarımız çekimini bulmuş.
Şarkılar yazıyor birbirine dudak.
Sevilmelerimizin yasları tutuşuyor…
Sönüyoruz, istiyor(sun)uz ki çekilmek
Bir yangına daha tutuşmamak…
Yangın durmuyor, çekiliyorsun.
Birbirine en uzak iki yıldızın
Parıl parıl yanan kuvvetini buluyorsun
İpil ipil yanıyor gözlerimiz… (ama zamansız)
Karanlık düşleriniz eriyor durmadan,
Kaşık kaşık yenilen zihinlerden..
Kutsal mutluluk düşünceleri
Kutsal arzular, kurallar, istekleriniz...
Gökleri şatafatlı evlerde,
Manevi giyotinin altına uzatmış
Kendini var eden kendini
Ruhunu…