Hiçbir şey yapmamaya gereğinden fazla değer ve önem atfediliyor. Yoğun bir mesainin ortasında veya çocuklara bakmakla geçen çok yorucu bir sabahın ardından "yapmam gereken hiçbir şey yok" duygusunun rahatlığını aşerebilir insan; hiçbir plan, beklenti veya iş olmadan, ilginizi ve dikkatinizi ne çekiyorsa onunla ilgilenebileceğiniz boş zaman dilimleri gözünüze çok cazip görünebilir. Bu gevşeme anları da değerlidir elbette, fakat bu zamanlar genelde amaçsızca telefonu kurcalamak veya gönülsüzce bir şeyler izlemek gibi düşük kaliteli faaliyetlerle doldurulduğu için, aslında karşılığında elinize pek bir şey geçmez. Önceki sayfalarda sıraladığım pek çok nedenden ötürü, zor fakat harcanan emeğe değecek bir şeye yatırılan enerjinin karşılığı daima çok daha zengin ve değerlidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir uğraştan sağladığınız değer ve fayda, bu uğraşa yatırdığınız enerjiyle doğru orantılıdır. Yorucu bir iş gününün ardından, yapılmış hiçbir planın ve verilmiş hiçbir sözün olmadığı bir akşam geçirmekten daha büyük bir nimet olamayacağını düşünüyor olabiliriz, fakat birkaç saat boyunca boş boş bir şeyler izleyip telefonumuzu kurcaladıktan sonra nedense daha da yorgun hissederiz kendimizi. Bennett'in söyleyebileceği ve Pete, Liz ve Teddy'nin de onaylayabileceği üzere, bu süreyi gerçekten bir şey yapmaya ayırdığınızda, yaptığınız şey ne denli zorlayıcı olursa olsun neticede kendinizi daha iyi hissedersiniz.
Ne kadar çok mesajlaşırsak, gerçek sohbeti o kadar az gerekli görmeye başlıyoruz ve yüz yüze iletişim halinde olduğumuzda da saçma bir biçimde telefonumuzdaki diğer iletişim kanallarını durmadan kontrol ederek o sırada yaşadığımız deneyimin değerini düşürüyoruz. Demek ki, sosyal hayatımızın bir parçası olarak kullanmak zorunda kaldığımız, fakat aynı zamanda sosyal hayatımızdan elde ettiğimiz değer ve anlamı azaltan bir araç var elimizde. Bu gerilimi göz önüne alarak, hem "beklemede" olma yükümlülüğünüze hem de gerçek sohbete yönelik duyduğunuz insani arzuya zarar vermeyecek bir taviz öneriyorum size: mesajlaşmaya kısıtlama getirmek.
Bu noktada bildiğimiz şu: Gerçek dünyada kurulan kanlı canlı ilişkilerin yerine sosyal medyayı koymanın, ruh ve beden sağlığına zarar verdiğine dair kanıtlara artık sahibiz.