maRamy

Koy başını omuzuma yine. Aldırma, söylenmeden kalsın Düşünülmedikler, bilinmedikler - bırak Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler - bırak Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik. Gel- uyuyalım güneş görününce, Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık. Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar, Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız. Ama şimdi-sanki sevdalı gibiyiz şimdi, Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle, Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz. Gündüz yarasalarıyız biz.
Şiir
maRamy
Kişi, varolmak için hep 'zaman çalmak' zorunda olan varlıktır. Bütün öteki varlıkların belli zamanları vardır ne zaman, ne kadar süre, ne olacaklar, ne yapacaklar- belirlidir ve vardır bütün süreçleri. Oysa kişi, en baştan, zaten, zamanı hiç olmayandır- kişinin zamanı olmadığı gibi, zaman, hiçbir zaman kişinin değildir. Kişi, zamanı hiç olmayan- ve zamanın hiç olmadığıdır. Kişi 'zaman-dışı'dır hep. -Bu yüzden, kendine zaman bulmak, çalmak zorundadır. Kendi, öteki varoluşlarının "doğal/olağan" süreçlerinin gözü, hep, kişinin üzerindedir: Zırnık koklatmazlar ona kendi zamanlarından! Kişi, zaman hırsızıdır - kişinin zamanı çalıntıdır (: "Herkes uyuduktan sonra"...). Kişi, herkesi uyutup, kendisi uyumamak, uyanık kalmak zorunda olandır. Kişi, kalmak zorunda olandır. Kişi kalan-dır. Sf.192,193
Reklam
Koy başını omuzuma yine. Aldırma, söylenmeden kalsın Düşünülmedikler, bilinmedikler - bırak Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler - bırak Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik. Gel- uyuyalım güneş görününce, Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık. Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar, Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız. Ama şimdi-sanki sevdalı gibiyiz şimdi, Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle, Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz. Gündüz yarasalarıyız biz.
Şiir
maRamy
Kişi, doyamayandır çünkü kişi, hiç olamayandır: ne, istediği olabilen; ne de, -istediğini olsa bile- istediği gibi olabilen... Kişi, "istem" ile "olma" arasında gidip gelen bir olumsuzluktur: hep istemediğini olan; olduğunu hiç istemeyen istemediğini hep olan; istediğini hiç olamayan-hep olduğu, hiç istemediği olan... Kişi, hep, hiç, olmayandır. Kişi hiç yoktur hep. Kişi, yok-tur. Sf.181,182
Koy başını omuzuma yine. Aldırma, söylenmeden kalsın Düşünülmedikler, bilinmedikler - bırak Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler - bırak Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik. Gel- uyuyalım güneş görününce, Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık. Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar, Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız. Ama şimdi-sanki sevdalı gibiyiz şimdi, Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle, Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz. Gündüz yarasalarıyız biz.
Şiir
maRamy
Kişi, tek bir defada oluşmaz; oluşumu, sürekli oluşmasıdır - varlığı, oluşmakta olmasıdır. Kişi, oluşabiliyorsa, vardır. (Nur wenn die Person wird, ist sie -oder: Nur wenn sie werden kann, kann sie sein...) Olmak, kişi için, olabilmektir. (Ihr Sein ist ihr Werdenkönnen.) Kişi ancak olabildiği sürece olur. Sf.179
Koy başını omuzuma yine. Aldırma, söylenmeden kalsın Düşünülmedikler, bilinmedikler - bırak Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler - bırak Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik. Gel- uyuyalım güneş görününce, Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık. Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar, Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız. Ama şimdi-sanki sevdalı gibiyiz şimdi, Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle, Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz. Gündüz yarasalarıyız biz.
Şiir
maRamy
Dünyanın temel bozukluğu, kişilerin yaşam uzamlarının karşılıklı sınırlarının bulunmayışıdır - ya da, sürekli, çiğnenişi... Dünya bozuktur, çünkü kişileri kendi kendilerine bırakmaz. Bu durumdan, ama, o 'ötekiler' ne denli sorumluysa, kişinin kendisi de bir o kadar sorumludur-çünkü, bir yandan, kişi kendisi de bol bol çiğner ötekilerin sınırlarını; bir yandan da, o (aynı) ötekiler, kişinin yaşam uzamının sınırlarını çiğnemek amacıyla yapmazlar yaptıklarını. ("Hep birlikte masumdurlar; ya da, hep birlikte suçlu"...) Sf.178
Koy başını omuzuma yine. Aldırma, söylenmeden kalsın Düşünülmedikler, bilinmedikler - bırak Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler - bırak Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik. Gel- uyuyalım güneş görününce, Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık. Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar, Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız. Ama şimdi-sanki sevdalı gibiyiz şimdi, Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle, Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz. Gündüz yarasalarıyız biz.
Şiir
maRamy
Kişinin varlık -yaşam- alanı, boyuna, başka kişilerce değiştirilir, dönüştürülür — öyle ki, kişi, bir biçimde yaşamına katılmış, iz bırakmış ve o anda anı düzeyine yerleşmiş bir uzamını, yeniden gidip bakınca, hiç tanıyamadığı bir hale sokulmuş olarak bulur:- Onun yaşamının bir parçası olmasına aldırmadan, kendi yaşamlarıyla başkalaştırırlar öteki kişiler, kişinin yaşam uzamlarını. Kişinin yaşam alanı, başkalarının elindedir. Sf.177