Bana göre çok uzun bir özete ya da detaylı bir incelemeye gerek yok. İnsanın en büyük servetinin sağlık olduğunu ve insanlarında bunu, genelde kaybettikten sonra anladığını anlatan bir kitap.
Modern Türk edebiyatının ilk kadın yazarlarından olan Fatma Ali'ye hanım, bütün eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de beni derinden etkilemeyi başarmıştı. Kısacası kadınların dünyası ve kadınların toplumda oluşturduğu algı, kadınlara verilen değer.. Kadınlarımız kendi ayakları üzerinde durabilen ve hiç kimseye ihtiyaç duymadan yaşamayı başarabilecek varlıklardır. Ancak bu romanda da gördüğümüz gibi toplumda buna inanılmamakta, zorla da olsa bir erkeğin himayesi altına sokulmaktadır. Kadınlarımızın görüşlerine, düşüncelerine, isteklerine önem verilmediğine dikkat çekilmektedir. En acısı da bir kadının bütün kalbiyle bir adamı sevmesi ve karşılığında aldatılması... Hiçbir kadının hiçbir erkeğe ihtiyacı yok, eğer bir kadın yanınızdaysa bu sadece sizi sevdiği içindir. Kendinizi paha biçilmez sanıp haddinizi aşmayın...
En çok eleştirilen edebiyat dönemi hiç şüphesiz Divan edebiyatıdır. Dili, şiirlerinde yer alan mazmunları, ölçüsü, sosyal olmayışı vs. hemen hemen her yönüyle eleştirilen Divan edebiyatının bütün edebiyat dönemlerine temel oluşturduğu tartışmasız bir gerçektir. Ancak Divan edebiyatının içine girildiğinde ne kadar sosyal olduğu, döneminden ne kadar izler taşıdığı, yazıldığı dönemin bütün sosyal özelliklerini barındırdığı ortaya çıkacaktır. Altı asırdan fazla varlığını sürdürmüş bir edebiyatın, döneminden bağımsız olduğunun düşünülmesi büyük bir yanılgıdır. Yapılan eleştirilere verilebilecek en güzel cevaplardan birini barındıran "Şiirin Sesi Toplumun Şarkısı" adlı kitap okunduğunda bir nebzede olsa insanları tekrar düşünmeye sevk edecektir.
Hayaller ve gerçekler... Hayaller ve gerçekler arasında sıkışmış gibi hisseder insan bazen. Bu durum insanın çıkmazı olabilir. Hayalleriyle gerçekleri arasında gidip gelen bir insan, bu insanın durumunu anlatmak çok zordur. Kararsızlık, ne yapacağını bilememek çok zor bir durumdur. Tanıdığım en zor duygulardan biri... Sonunda insan hayalleri bırakıp gerçekleri kabul etmek zorunda kalır. Gerçekleri kabul ettiğimiz an ise bizim bu dünyada ki vaktimiz dolmuş demektir. Bu yüzden hayal etmek, olmayacağını bilsek bile ölümüne hayal etmek bu dünyada tutunduğumuz tek dal.
Kölelik zihniyeti... İnsanların herkesi, her canlıyı kendine köle edemeyeceğinin farkına varması gerekir. Köleliğe, eziyetlere, işkencelere karşı bir başkaldırı... Aynı zamanda birden fazla otoritenin, yöneticinin bulunduğu bir ortamda kargaşanın olacağını da hiç unutmamak gerekir. Alınan kararlar ortak görüş içermeli evet, ama herkesin söz sahibi olduğu bir ortamda düzenden çok kargaşanın ortaya çıkacağını, barıştan çok savaşın başgöstereceğini bilmek gerekir.