“Eğer zamanını ve enerjisini önemsiz şeyler için harcarsan asıl önemli olan şeye yer kalmaz ve hayatını ıskalarsın. Yüzeysel şeylerin peşinden koşar durur, sonra da kendine neden mutsuz olduğunu sorarsın.”
Ayfer Tunç.. Yazarla yeni tanışmama rağmen kendisi çok beğendiğim yazarlar arasına katıldı. Sebebini soracak olursanız kalemindeki gerçeklik beni çok etkiledi. Kapak Kızı ile başlayıp Osman’a uzanan bir hikaye… Bu üçlü seriyi okurken çok kızdığım yerler oldu. Bununla birlikte üzüldüğüm yerler de çok oldu. İnsan Şebnem’e de Osman’a da öfkelenmeden edemiyor. Fakat olaylara daha objektif bakmayı başardığınızda kimsenin buralara durduk yere gelmediğini fark ediyorsunuz. Ana karakterler Osman ve Şebnem olsa da arka planda anne ve babaların çocuklarda bırakmış olduğu yıkımların çocukların yaşamına nasıl tezahür ettiğini görüyorsunuz. Herkesin anne ve baba olmaması gerektiğini bir kez daha kitapla birlikte teğit etmiş oluyorsunuz. Babası tarafından sevgi görmemiş, her fırsatta eleştirilmiş, yetersiz olduğu sık sık yüzüne vurulmuş bir Osman var. Sevilmeyi bilemeden büyümüş. İçindeki o sevgi açlığını parada, malda, mülkte, zevk ve eğlencede doldurabileceğini sanmış. Lâkin yerine neyi koymaya çalışırsanız çalışın bir insanın kalbi sevgiyle büyütülmemişse yaşamı hep eksik kalıyor. Osman da tüm yaşamı boyunca eksik kalmış. Annesinin yokluğuyla başlamış bu eksiklik sonra babasının sevgisizliğiyle giderek daha da büyümüş. Karşısına Şebnem çıkınca bu eksikliği tamamladığına inanmış. Ne kadar bize benziyor Osman değil mi? Hangimiz içimizdeki eksiklikleri bir başka eksiklikle doldurmaya çalışmıyoruz ki? Şebnemin de aile problemleri var. Annesi tarafından terk edilen bir kadın. Annesi ona iyi bir rol model olamamış. Annesinden gördüğü şeyin aynısını yaparak sevileceğine inanmış. Her tanıştığı erkekte o sevgiyi aramış. Annesinde göremediği babasında hissedemediği o sevgiyi… Kimine göre Şebnem kötü yola düşmüş bir kadın kimine göre ise yaşamın dayattıklarına boyun eğmeyecek kadar cesur