... farkındalık ile kendime acımayı dengeliyor gibiydim. Sonuç olarak daha iyi yaşamanın yolu, başkalarıyla birlikte yaşamaktır; uzun bir süreden sonra ilk defa ailemle tatile çıktığımda hissettim bunu. Birliktelik demek fedakârlık demek ve fedakârlık da bizi bencillikten kurtarır. Çünkü her şey benimle başlar, başkalarıyla biter. Onlarla birlikte olmak, onları anlamak istediğiniz, onlarsız yapamayacağınız gerçeği başkalarını etkiler. Birlikte olmak, birbirini yanlış anlamak, birbiriyle paylaşmak, birbirinden uzaklaşmak... Bunların hepsi ânı yaşamamızda yardımcı olur. Dünyamız dediğimiz bu karanlıkta kendimizi teselli etme yolumuz bu mu acaba, merak ediyorum.
Geçmiş bir aşkın boş kabuğuna tutunmanın, bir daha geri dönmeyecek bir kalbi tekrar fethetmenin ya da pişmanlıklarınızın içinizi kemirmesine izin vermenizin bir anlamı yok... Öyle günlerde kitap okuyorum. Çünkü başkasına karşı duyulan sarsılmaz duyguların üstünde durmaktan daha büyük bir işkence yok. Bu sadece anlamsız duygusal tükenmişlik döngüleriyle sonuçlanır; hem kendim hem de beni dinleyen her kimse onun için. Fakat kitaplar farklı. Genelde ilaç gibi gelecek olan, durumuma ve düşüncelerime uyan kitaplar arar ve sayfaları yıpranana kadar onları tekrar tekrar okurum, her şeyin altını çizerim ve buna rağmen kitap, bana kazandıracak bir şeyler barındırmaya devam eder. Kitaplar benden hiçbir zaman bıkmaz. Zaman içinde, tamamen iyileşmemi sessizce bekleyerek bana bir çözüm sunarlar. Kitapların en güzel özelliklerinden biridir bu.
Bir kere bakışımı çevirdim mi hayatın daha ilginç yönlerini görüyorum. Bakışım da davranışımı yönlendiriyor. Davranışım da hayatımı değiştiriyor. Tümüyle kendi başıma değişemeyeceğimin farkındayım; beni değiştiren, bakışımın tesadüfen çevrildiği evrendeki pek çok şey. Bakışımı çevirerek hayatın dip noktalarının sayısız farkındalıkla doldurulabileceğini öğrendim.
Komiktir, duyduğum en telkin edici sözler şunlardı: “Neden cesur olmaya çalışıyorsun? Neden özgüvenli olmaya çalışıyorsun? Boş ver, istediğin şeyi hisset. Neşelenme!”