NEFSİ ŞEHEVÎ ARZULARDAN SAKINDIRMANIN ÜÇ ÖNEMLİ
ŞARTI
Sonra bil ki; şu yola koyulman, hayır iş işlemeye tembel olan şu azgın
nefsi şehevî isteklerden sakındırman ve nefse ağır gelen ibâdetleri ona
kazandırman için üç aslı muhafaza etmek ve devamlı bir şekilde, usanıp
gaflet etmeden onları düşünmek lâzımdır.
Birincisi: Allah Teâlâ’nın teşvik edici ve korkutucu âyetlerini düşünmek.
İkincisi: Allah Teâlâ’nın azâb ve afv ile muamele ettiğini düşünmek.
Üçüncüsü: Kıyamet gününde kullarına vereceği sevab ve cezayı
düşünmek.
Bu üç fasıldan herbiri(nin izahı) birçok sayfalara muhtaçtır. Onun için
«Tenbîhü’l-Ğâfilîn» adlı kitabı yazdık. Bu kitabda ise biz seni - inşâallah -
maksada götürecek kelimelere işaret ediyoruz. Tevfîk Allah’tandır.
Faydasız şeylerden kalbin kurtulması ve az
üzülmektir. Bunun için bâzı zâhidler -. «Kader hak olduğuna göre, üzülmek
lüzumsuzdur» dediler.
Bu sözün aslı Hz. Peygamber’den (s.a.v.) gelen bir hadîse dayanır. O,
İbn-i Mes’ûd’a (r.a.) şöyle buyurdu :
«Tasalanma! Takdir edilen şey olur. Takdir edilmeyen şeyde sana
gelmez.»
DÜNYANIN GEÇİCİ OLDUĞU
Hâsılı kelâm; ey insan, şöyle aklınla bir kere düşünürsen, dünyanın baki
olmayıp geçici olduğunu, faydalarının zararlarını karşılamadığını, dünyada
meşakkatlere, âhirette ise dayanamıyacağın acı bir azaba ve uzun bir hesaba
sebep olduğunu anlarsın.
Ciddî olarak bu gerçeği bilirsen, dünyanın fuzûlî şeylerinden sakınır,
Rabbine ibâdet için ihtiyâcından fazlasını almazsın.
Dünyanın nimet ve lezzetini terk ederek zevk u safâyi; ihsan sahibi, her
şeyden müstağnî, her şeye kaadir ve mülk sahibi olan âlemlerin rabbine
yaklaşacağın yer ve ebedî nimet evi olan cennete bırakırsın.
Halkın vefasızlığını ve sana lâzım olacak yerde yardımlarından çok
meşakkatleri olduğunu bilirsin de onlara karışmazsın.
Ancak onlarla görüşmek zorunda kaldığın zaman, hayırlarından istifade
eder ve zararlarından sakınırsın. Konuşmakla zarar etmeyeceğin kimse ile
sohbet eder ve ona hizmet ettiğinden dolayı pişman olmazsın.
Acelecilik çeşitli gayeleri (fırsatları) kaçırmaya sebep olan ve (insanları)
ma’siyyete sürükleyen bir huydur. Ondan dört tane âfet doğar:
Birincisi: Âbid hayır ve doğru yolda yükselmek ister ve çalışır. Bâzen
maksadına kavuşmakta acelecilik eder. Halbuki o vakit yükselme zamanı
değildir. Bu yüzden ya ye’s ve ümitsizliğe düşerek çalışmayı terk edip bu
makama erişmeden mahrum kalır; ya da haddinden fazla çalışmak ve
kendisini yormak suretiyle bu makama kavuşmadan kesilir. Böylece o ifrat
ve tefrit arasında bocalar. Bunların her ikisi de aceleciliğin neticesidir.
Hz. Peygamber’den (SAV.) rivayet edildiğine göre o, şöyle buyurmuştur:
«Bizim şu yüce dinimiz sağlamdır. Orada mülâyemetle yürü.
Arkadaşlarından ayrılan kimse ne yol kat’edebilir ve ne de rahatlığı
kalır.»
Bir atasözünde de: «Eğer acelecilik etmezsen maksadına kavuşursun»
denilmiştir.
Bir şair de şöyle demiştir:
«Teenni ile hareket eden kimse bâzı ihtiyaçlarına ulaşabilir. Acele
eden kimsenin ise ayağı kayar.»
İkincisi: Âbidin bir dileği olur; onun hakkında Allah’a duâ eder ve
acelecilik yüzünden duâyı çokça tekrarlar ve çalışır. Bâzen duanın
vaktinden önce kabul edilmesi için acelelik gösterir ve bu yüzden dileğine
kavuşamaz. Böylece ümitsizlik ve ye’se düşer, duâyı terk ederek arzu ve
maksadına kavuşmadan mahrum kalır.
Üçüncüsü: Birisi ona zulmederek kızdıracak olsa ona beddua etmekte
acelecilik eder ve bir müslümanın helak olmasına sebep olur. Hattâ bâzen
haddi aşarak günah ve helake bile düşer. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: