......
YENİ BİR BAŞLANGIÇ
Zifiri karanlıkta otobüsün farlarına ölüme koşuyordu kelebekler. Uzaktan ışıldayan çakalların, tilkilerin gözleri fosfor yeşiliydi. Bir süre sonra yorgunluğa direnemedi bacaklarını karnına çekti. İnce parmakları ile kavradı ayak bileklerini öylece kaskatı kaldı. Bir uyudu, bir uyandı. Koltukta kaskatı her yeri uyuşmuştu. Ovuşturura ovuştura karıncalanmasını güç bela toparladı.
Sabahın ilk ışıkları aydınlatıyordu karanlık dünyasını, vadiden akan nehirin kenarları çöl ortasında vaha gibiydi. Yol boyunca bir kaybolup bir görünen, bazen kayalara çarpa çarpa, beyaz köpük saça saça, bazen sessiz sakin kıpırtısız akıyordu nehir. Kimi yerde söğüt ağaçlarının sarı yapraklarından sarıya kimi yerde kahverengi kayalıklardan kahverengiye, kimi yerde uçsuz bucaksız gökyüzünen son mavisine bulanıyordu. Yıldız, nereden başlayıp nerede bittiğini belli olmayan nehrin oynak ışıltılılarını otobüsün camına koyduğu yanağını kıpırdatmadan donuk bakışlarla takip ediyordu. Vadinin iki yamacındaki ağaçsız, topraksız, anadan üryan çırılçıplak yalçın kayalıklı dağlar üstüne üstüne geliyordu. Bu yalçın kayaların burçlarında gökyüzünde süzülen doğanlar, şahanların, kanatları kara, döşleri ak kartalların erişilmez yuvaları vardı. Bu kadar dağı, tepeyi vadiyi, koyağı bir arada ilk defa görüyordu.
Güz ayının keskin nefesi, yaz sıcağını teslim almıştı. Tabiat ananın kısırlaştığı dağ yamaçlarındaki meşe ağaçlarının sararmış yapraklarından belliydi. Acılarını sarı sap sarı yapraklara sarmış, kundaklamış koynunda uyutuyordu. Dağ taş, kurt kuş, börtü böcek derin bir uykuya hazırlanırken, doğa bütün çömretliğini sunmanın mağrur gururunu yaşıyordu.
Yıldız o yalçın kayalıklı çırılçıplak dağları, son zamanlarda içinde bulunduğu ruh halini ıssız dünyasındaki susuz, çorak, alemine