Demir kilit

Demir kilit
@Dmrklt
Aynı dağın yeliyiz
Bankacı
Lise
Istanbul
Divriği
19 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
Güz
GÜZ Güz ayı, kızıl yaprakların sarıya döndüğü aydır. Başakların, harman dönüştüğü, kehribar sarısı, kara kapkara üzüm bağlarının bozulup şaraba dönüştüğü aydır güz. Güz, ince dallarda tutunan benzi soluk yaprakların acı poyraz ile savrulduğu gazeldir. Bir yanı hep acı ve hasrettir güz'ün. Çürümeye yüz tutmuş gazelleri yorgan yapan topraktır güz. Mas mavi gökyüzünün griye evrildiği gökyüzüdür güz. Palazlanan sarı karınlı balıkların salına salına derin sulara Göç ettiği sudur güz. Bir tarafı hoyrat, bir tarafı davetkar, bir tarafı masumiyet, bir tarafı ayaz, bir tarafı, hasret, bir tarafı göz kırpan ışıltıdır güz. Güz hüznün içinden sıyrılıp gelen bir tarafı kırık dökük hırpalanmış müjde Verirken, bir tarafı kıyılarında ucu yanık mektup yazan sevdadır güz. En çokta sarıdır güz. DEMİR.
Edebiyat
Reklam
Yeni Bir Başlangıç
...... YENİ BİR BAŞLANGIÇ Zifiri karanlıkta otobüsün farlarına ölüme koşuyordu kelebekler. Uzaktan ışıldayan çakalların, tilkilerin gözleri fosfor yeşiliydi. Bir süre sonra yorgunluğa direnemedi bacaklarını karnına çekti. İnce parmakları ile kavradı ayak bileklerini öylece kaskatı kaldı. Bir uyudu, bir uyandı. Koltukta kaskatı her yeri uyuşmuştu. Ovuşturura ovuştura karıncalanmasını güç bela toparladı. Sabahın ilk ışıkları aydınlatıyordu karanlık dünyasını, vadiden akan nehirin kenarları çöl ortasında vaha gibiydi. Yol boyunca bir kaybolup bir görünen, bazen kayalara çarpa çarpa, beyaz köpük saça saça, bazen sessiz sakin kıpırtısız akıyordu nehir. Kimi yerde söğüt ağaçlarının sarı yapraklarından sarıya kimi yerde kahverengi kayalıklardan kahverengiye, kimi yerde uçsuz bucaksız gökyüzünen son mavisine bulanıyordu. Yıldız, nereden başlayıp nerede bittiğini belli olmayan nehrin oynak ışıltılılarını otobüsün camına koyduğu yanağını kıpırdatmadan donuk bakışlarla takip ediyordu. Vadinin iki yamacındaki ağaçsız, topraksız, anadan üryan çırılçıplak yalçın kayalıklı dağlar üstüne üstüne geliyordu. Bu yalçın kayaların burçlarında gökyüzünde süzülen doğanlar, şahanların, kanatları kara, döşleri ak kartalların erişilmez yuvaları vardı. Bu kadar dağı, tepeyi vadiyi, koyağı bir arada ilk defa görüyordu. Güz ayının keskin nefesi, yaz sıcağını teslim almıştı. Tabiat ananın kısırlaştığı dağ yamaçlarındaki meşe ağaçlarının sararmış yapraklarından belliydi. Acılarını sarı sap sarı yapraklara sarmış, kundaklamış koynunda uyutuyordu. Dağ taş, kurt kuş, börtü böcek derin bir uykuya hazırlanırken, doğa bütün çömretliğini sunmanın mağrur gururunu yaşıyordu. Yıldız o yalçın kayalıklı çırılçıplak dağları, son zamanlarda içinde bulunduğu ruh halini ıssız dünyasındaki susuz, çorak, alemine
Erik Ağaçları
ERİK AĞAÇLARI Erik ağaçları, Çiçek döküyor. Apak çiçeklerini Arılar oynaşlarını kaybediyor. Apak oynaşlarını. Erik ağaçları, Çiçek döküyor. Aş eriyen kadınlar gibi. Domur domur çağlaya durmuş. Erik ağaçları, Yem yeşil, yeşile bulanmış. Kan kırmızısı tan yerinden Usul usul göç ederken gece Erik ağaçları,
Şiir
Göç Zamanı
GÖÇ ZAMANI Kuşlar çoğalıyor Gökyüzünde. Bulutsuz, Kurşuni bir hava. Kuşlar çoğalıyor. Havalar soğudu. Ağır ağır, Kanatları üşüye üşüye. Kuşlar çoğalıyor gökyüzünde. Göç zamanı gelmiş. Kuşlar çoğalıyor gökyüzünde. Göç zamanı gelmiş Kuşlar çoğalıyor gökyüzünde. Demir
Şiir
Borç
BORÇ Sabah uyanıp gözünü açmadan yatağın içinde kollarını açarak gerildi. Sanki bütün kemikleri yerine oturmuştu. Gerilirken Barbaros’un yattığı tarafı eli ile yokladı. Yerinde yoktu. Erkenden kalkmış diye düşündü. Yatağın içinde doğruldu. Başucundaki pencereden perdeyi hafifçe aralayarak dışarıya baktı. Perdeyi açarken güneş direk gözünü alacağını zannediyordu, gözünü kıstı. Oysaki hava kasvetliydi. Kapkara bir güz sabahı bir anda içini kapladı. Uyanırken yüzüne giydirdiği o tatlı gülüş bir anda düştü yatağın içinde kaybolup gitti. Derin iç çekme ile yorganı üzerinden attı. Mutfaktan gelen sesler istemsizce kendisini mutfağa götürdü. Kapının pervazına yaslanarak eşi Barbaros’un gayretli bir şekilde hazırlamaya çalıştığı kahvaltıyı seyretmeye saldı. Sevecen bir şekilde kafası yana devrilmişti. Elleri koynunda yataktan kalkarken düşündüğü kapkara güz sabahı rüzgârda dağılan bulut gibi bir anda zihninden uçuvermişti. Günaydın canım dedi. Beklemediği bu sesleniş karşısında gizli iş bir yapmaya çalışan utangaç çocuk gibi elinde tuttuğu tabağı panik halinde saklamaya çalışırken, elinden kayıp seramik zemin üzerinde büyük bir gürültü ile paramparça oldu. Çağla halen gülüyordu. Suçüstü yakalanmıştı. Hazırlamaya çalıştığı kahvaltının sürprizi bozulmuştu. Olduğu yerde çakılı kaldı. Kafası önünde ağır ağır dönerken yüzü düşmüş asık surat ile gözlerinin altından Çağla’ya bakıyordu. Kocasının bu hali çok hoşuna gitmiş olacaktı ki küçük bir kedi yavrusunu sever gibi “benim tombişim bana kahvaltımı hazırlarmış, hazırlarken tabakmı kırarmış.” Derken iki eli ile yüzünü çimdikliyordu. Her söylediği cümlede kafasını öne doğru sallayarak sevgisini de göstermeyi ihmal etmiyordu. Çağla’nın bu hali karşısında Barbaros’un panik hali gitmiş artık şımarma zamanıydı. Tabak kırıklarına dikkat
Edebiyat
Reklam