Dnd CŞKN

Büyük evleri, büyük vitrinleri, büyük koltukları, büyük olayları, büyük liderleri seven Türk halkı, televizyonun da en büyüğünü sevdi. Evlerin tümüne o yıllarda en büyük boy olan 61 ekran televizyon girmişti.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Görmenin ne demek olduğunu televizyonla birlikte fark ettik. Odalarımıza giren “değişen görüntüler” hayatımızdaki durgunluğu hızla dağıttı. Televizyon, radyo gibi alçakgönüllü ve sakin değildi. Şaşırtıcıydı. Gözlerimizi ondan alamıyorduk.
Radyo içinden taşan tüm seslerle hayatımızı zenginleştiriyor, bize dünya denen kocaman bir yuvarlağın üzerinde yaşadığımızı hatırlatıyordu. Şehirlerarası yolculukların az, şehir içindeki en uzak mesafelerin bile yürüyerek gidebileceğimiz kadar kısa olduğu dünyamızda radyo, yalnız sesiyle değil, üzerindeki şehir adlarıyla da bizi büyülerdi.
Bütün çocuk giysileri gibi, okul önlükleri de birkaç beden büyük dikilir, çocukların içinde kayboldukları, dizlerinden aşağıya kadar uzanan bu önlüklerle birkaç yıl idare etmeleri beklenirdi. Çocuklar çocukluklarını hep bedenlerine büyük gelen giysilerle geçirdiler.
Kırkikindi yağmurlarının, pastırma yazının, kocakarı soğuklarının, filizkıran ve kırlangıç fırtınasının zamanında yaşandığı, cemrelerin vaktinde düştüğü o yıllarda yazdan güze yavaşça geçilir, okul mevsimi gelirdi. Sanki yılın ilk ayı ocak değildi de, okulların açılmasıyla birlikte hayatın ritmi değişeceği için eylüldü.