Sen açık renkli Acem halısısın, yalnızlık ise çıkmayan Bordeaux şarabının lekesi. Yalnızlığın Fransa’dan taşınmış, yaranın acısı Ortadoğu’dan gelmiştir. Kadınsız erkekler için, dünya çok geniş, keskin ve
ağır bir karışımdır, tıpkı ayın arka yüzü gibi.
Bir kez kadınsız erkeklerden biri olunca, o yalnızlığın rengi tüm tenine derinden işler. Açık renk kilimin üzerine dökülen kırmızı şarap lekesi gibi. Sen ne kadar donanımlı, ev işleri bilgisine sahip olursan ol, o lekeyi çıkarmak çok zahmetli bir iştir. Kilimin rengi zamanla biraz atsa da leke, muhtemelen sen son nefesini verinceye değin orada olduğu gibi duracaktır. O bir leke olarak özellik kazanacak, bazen bir leke olarak toplumsal ifade hakkına bile sahip olacaktır. Sen tenine işleyen rengin hafiften solmasıyla birlikte onun belirsiz sınırlarıyla yaşamaya devam edersin.
Adamın sesinde ölülerin dünyasıyla derinden bağlantılı bir şeyler vardı. Gecenin sükûnetinde işitebilmiştim o canlı bağı. Sımsıkı çekilmiş ipin gerginliğini, o keskin parlaklığı görebilmiştim.
“Garip, değil mi?” dedi kız düşünceli bir şekilde. “Dünya yerle bir edilirken, kilidin kırılmış olmasını dert eden, üstüne üstlük onu tamir etmeyi kendine görev edinen insanlar var. Düşününce bu tuhaf bir şey. Sen de benim gibi düşünmüyor musun? Ama belki de böylesi daha iyidir, aksine doğru olan budur. Dünya yerle bir edilirken bile, insanlar bu tür ince işleri görev bilip, vazgeçmeden emek veriyor böylece de akıl sağlıklarını koruyabiliyorlardır belki de.”