“Bugün anlıyorum ki yalnızlık dünyanın kanunu, ağaçların yaprakları, vücutta dolaşan kan neyse o. Yalnızlık bir his değil, organik bir madde. Ondan kaçabileceğimi sanacak kadar kibirliydim.”
“Aşk kelimesi kulağa ne kadar da yıpranmış, eskimiş geliyor. Hatta belki de gülünç.
Sonsuz fedakârlıkların, uğruna göze alınan onca felaketin, kendinden geçmenin, hayattan vazgeçmenin mümkün olduğu o edebi aşklar kaldı mı? Hakikaten var mıydı? Aşk aslında insanın yaşamak istediği şey, yaşadığı değil. Gerçekte olan ise acı ve ıstırap. Insan kendinde olmayanın peşinden giderken aşık oluyor ve hiçbir zaman onu elde edemeyeceğini bilmesine rağmen yine de bu büyük imkansızlığı arzulamaktan vazgeçmiyor.”
“Ve bir şey daha söyleyeyim bak, aşk gelecek değildir Lora, geçmiştir. Benim kemiklerimden ve etimden ve kanımdan, senin damarlarından ve tükürüğünden doğmuştur aşk. İki insan birbirinin yarınına değil, hakikatine aşık olur. Tarihin fırlatıp o âna attığı iki çıplak varlığız biz. Biz. Yani aşıklar.
Meleklerin ve şeytanların birbirine karıştığı, neşenin ve kederin birbirinde demlendiği, keşfin ve kayboluşun aynı anda gerçekleştiği tek varoluş halidir aşk. Malzemesi geçmiştir, gelecek değil. Yani Lora, şu hayatta ya umut edersin ya aşık olursun, ikisi birlikte olmaz."