“Tarihçi, gerekli görüş açısına sahipse şunu açıkça görüp anlayacaktır ki, yeni bir dünyanın, her zaman çakıllı ve engelli yollarında atılan ilk adımlar, can çekişen bir dünyanın çöküşünden ve can çekişirken meydana getirdiği son eserinden çok daha üstündür.”
Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır.
İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin toplamından ibarettir.
Devletlerin kendi otoritelerini güçlendirmeye ve daha fazla güç kazanarak mafyaların rolünü azaltmaya çalışırken izledikleri yollardan biri de nüfuslarını “ulus” haline dönüştürmektir. Uluslar, toplumsal yaratımlar olmaları itibariyle hiç kuşkusuz hayali varlıklardır ve devletler, ulusların inşasında merkezi role sahiptir.
“Çerkeslerin şehid ettikleri, cesedini suya attıkları, vahşi hayvanlara parçalattıkları Albay Mahmut Bey de bir Çerkes’ti. Ama o, hükümeti, otoriteyi, yeni devrin getirdiği dâvaları ve disiplini temsil ediyordu. Onu parçalayan başıbozuklar ruhlarında vahşi bir tatmin buldular. Anzavur’un isyan ettiği Marmara Bölgesi’nde bazı köylüler:
— Biz çarıklı memur isteriz. Boyunbağlı, pantalonlu, kunduralı memur istemeyiz…
diye hükümet konaklarına saldırırlarken, o konaklarda oturan sivil kıyafetli efendilere değil, hükümet müesseselerine olan birikmiş kırgınlığı dile getiriyorlardı.”