Kitaplarımın içinde,zamanda ve mekanda seyehat ederek kaderimi aramaya başladım.Londra'ya Daniel Defoe'nun yanına gittim ve onunla birlikte veba salgınını gözlemledim.Çanları çalan adamın "Ölülerinizi çıkarın" diye bağırdığını ve yanan cesetlerin kokusunu duydum.Bu koku hala burnumda.Çin'e gittim, yaşlı Tu Fu'yla dağ evinin eşiğinde biraz oturup laflamak için bambu ve servi ağaçlarının arasındaki dar bir patikayı tırmandım.Uzaklardaki tapınak çanlarını dinlerken,her ikimizde "on binlerce şeyle birlikte" yalnızdık.Sonrasinda kıtaları ve yüzyılları geride bırakarak İngiltere'ye geri döndüm,rüzgarlı bir tarlanın kenarında şalgam eseleyen zavallı Tess (Thomas Hardy kahramanı) çatlak ellerini ısıtabilsin diye yol kenarında küçük bir ateş yaktım.Onun kaderini biliyordum, gözyaşlarımı saklamak için başımı çevirdim.Sonra da Kurtz adında bir adamı arayan Marlow'la birlikte eski bir buhar gemisiyle Afrika'da bir nehirde yolculuk ettim, aradığımız adamı bulduk.Keske bulmasaydik!İnsanları birbirleriyle tanıştırdım.Baudelarie'i,Huck ve Jim'in salına bindirdim.Baudelarie'e iyi geldi.Bazen de üzgün insanları sevindirdim.Ölmeden önce Keats'in Fanny ile evlenmesini sağladım,Keats'ı kurtaramadım.