Merkezi devletler, modern çağlarda sınırları dahilindeki siyasal şiddeti peyderpey azalttı ve son dönemlerde Batılı ülkeler bunu neredeyse tamamen ortadan kaldırmayı başardı. Fransa, Birleşik Krallık ya da ABD vatandaşları şehirlerin, şirketlerin, kurumların ve hatta hükümetin kendisinin kontrolünü ele geçirmek için silahlı kuvvetlere hiç gerek duymadan mücadele edebiliyorlar. Trilyonlarca doların, milyonlarca askerin ve binlerce gemi, uçak ve nükleer füzenin kumandası tek bir kurşun sıkılmadan bir grup siyasetçiden diğerine geçiyor. İnsanlar bu duruma çabucak alıştı ve bunu doğal hakları olarak görüyorlar. Bu nedenle ara sıra meydana gelen ve birkaç düzine insanın ölümüne yol açan siyasi şiddet eylemleri bile devletin meşruiyetine ve hatta bekasına yönelik ölümcül bir tehdit olarak algılanıyor. Büyük boş bir kavanozda ufak bir madeni para çok ses çıkarır.
Terör tiyatrosu o yüzden böylesine başarılı. Devlet siyasi şiddetten arınmış kocaman bir boş alan yarattı ve şimdi bu alan akustik etki yaratıyor, ne denli küçük olsa da her silahlı saldırının etkisini artırıyor. Bir devlette ne kadar az siyasi şiddet görülüyorsa, terör eylemlerinin yarattığı kamusal şok da o kadar kuvvetli oluyor. Belçika’ da birkaç insanın öldürülmesi aynı sayıda insanın Nijerya ya da lrak’ta öldürülmesinden çok daha fazla dikkat çekiyor. Demek ki çağdaş devletlerin siyasi şiddeti önlemedeki başarısı, çelişkili bir şekilde, bu devletleri teröre karşı bilhassa hassas kılıyor.