Beni bir ayet durdurdu.
Basit, dogrudan ve herkesin zahmetsizce anlayabileceği bir anlamı vardı:
"Allah'ı çağırın ya da Rahmân'ı çağırın;
hangisiyle çağırırsanız çağırın, en güzel isimler O'nundur."
Ama ayetin derinliklerinde, tefekkür edene açılan başka bir kapı vardı:
İlahîlik makamı ile rahmet makamı
arasındaki ince fark.
"Allah" ismi, en kuşatıcı isimdir.
Onu soylediginde ardından Rahîm de diyebilirsin, Cebbâr da, Gafür da, Müntekim de.
Ama "Rahmân" dediğinde, kelimenin kendisi seni başka hiçbir şeye götürmez.
Rahmetten başka bir yöne sapmaz.
Yoğundur, kapsayıcıdır, sığınaktır.
Sanki Allah, kuluna yolu zorlaştırmak istememiştir.
"İstersen Bana Allah diye gel," demiştir,
"istersen Rahmân diye...
Her iki yol da Bana çıkar.Ama hangi isimle çağırdığın Benimle kurduğun ilişkinin şeklini belirler. Bir doktora seslenmek gibidir bu.
Aynı insandır karşındaki.
Ama "Muhammed" diye seslenmekle
"Doktor Muhammed" diye seslenmek
arasında
ilişkinin dili değişir.
Allah'a kulluk da böyledir.
Korkuyla olabilir, umutla olabilir.
Yükümlülükle, sınav bilinciyle olabilir.
Bu da makbuldür; çünkü insan nefsi bazen ancak böyle terbiye olur.
Ama daha yüce bir kapı vardır:
Sevgiyle kulluk.
"İman edenlerin Allah'a olan sevgisi daha
şiddetlidir."
Ve sor kendine: