Kadın doğup hayata anlam vermeye başladığı günden bu güne, kendilerine insan gibi yer verildiğine hiç tanık olmamıştı. Kondukları yerlerden devletin zoruyla kaç kez kovulup sürüldüklerini hatırlamıyordu artık. Hiçbir kış yeterince ısındıklarını ve hiçbir yaz diledikleri gibi serinlediklerini görmemişti. Canlarını dişlerine takarak güç bela yaptıkları ve daha içinde bir yıl bile yaşayamadıkları gecekonduları, devletin buldozerleri tarafından kısa bir süre önce yıkılmıştı.
Ta Bizans zamanından bu yana bura insanıydılar. Ama hiçbir zaman İstanbul onların İstanbul'u olmamıştı. İstanbul'daki insanoğlu bu çağa ve bu çağın sonlarına doğru ilerledikçe, onlar hep bir çağ daha geriye itilmişlerdi. Öyle ki sonunda, İstanbul toplumunun en riskli kıyısında bile insan gibi yaşamaya yer bulamaz olmuşlardı. Atalarından devralip her şeye rağmen sürdürdükleri o canli, neşeli geleneklerini eskisi gibi sürdüremiyorlardı artık.