Eğer yeryüzünün bir coğrafyasında " Merhamet, zekat, iyilik" gibi kavramlar çok zikrediliyorsa o coğrafyada " zalimlik, fakirlik, kötülük" bolca bulunmaktadır. Bunun en güzel örneklerini günümüzde yaşadığımız gibi, bundan bin sene öncesinden beri süregeldiğini yazılan eserlerde görüyoruz. Yazar bu eserde kısa kısa hikayelerle insanları doğru yola götürmeyi, zamanın padişahına hizmet etmekle Allah' a da hizmet etmeyi bir tutan nice desise (hikaye) örneği vermiş. Hikayelerinde çoğu yerinde itaatın erdeminden bahsetse de, bazı hikayelerinde dayanamayıp bir sitem etmeyi hak görüp, ardından ölüme kavuşmayı niyaz etmekte. Hikaye ve kitabın sonunda islam alemin neden böyle olduğunu çok güzel özetlemiş. Dünya medeniyetine sorgulamayı, daha iyiye gitmek için düşünme kavramını öğreten yunan filozoflarının öğretisini, küfürden bile daha beter olduğunu, kaderimize razı olup her konuda acı çekmeyi bir lütuf olarak düşünmemiz gerektiğini belirtiyor. Eski dönem eserlerin çoğunda hep aynı öğreti var. Kaderine razı ol, uğraşma, merak etme, ne buyurulursa o öğreti kabul et. Bu coğrafyanın en önemli ve insan olmanın bize kazandırdığı " Merak" duygusunu öldüren bir öğreti.
Türkolag yazar Amin Maalouf ortadoğu insanı şöyle betimler;" Çevresindeki her kötü şey için üzülen, ağlayan ama o kötü şeyi değiştirmek için asla uğraşmayan millet" diye tanımlar. Bu eserleri okudukça bu duruma düşmemizde ki sebebin bize bizzat öğretildiğini anlıyoruz.