Şekersiz çay içmek toplumda kabul eden bir şey değildi; ama umursamadım. Görümcemin gözlerinin içine bakarak sırıtmaya çalıştım ve şekersiz çayımı yudumlamaya devam ettim.
Saniyeler içinde yiyecekler tüketildi. Ağızlardan akan artıklar ve tükürmekten çekinmeyenler iğrenç bir görüntü sergiliyordu. İnsanın midesini bulandıran bu yemek işi Farsça edilen dualar ve iyi dileklerle son bulurken etrafa tükürürken Allah’ın adını ağızlarına almalarına bir anlam verememiştim.
Tahran’ın kaldırımlarında yürüyen kadınları incelerken baştan aşağı karalara bürünmüş bu kadınların bazılarının bana armağan edilen manto ve rusarilerin üzerine çadorlarını örtmüş olduklarını fark ettim. Mantoların hepsi koyu renkteydi.
Bunları giymediğim takdirde bana ne yapacaklar ki, diye düşündüm kendi kendime. Tutuklayacak değiller ya?
Düşündüklerimi Mudî ile paylaştığımda, “Tutuklarlar” dedi.
Asıl şaşırtıcı olan şey kadınların bu kavurucu sıcakta çadorları giymeye gönüllü olmalarıydı. Müslümanlık dinine uygun başka kıyafetler olmasına rağmen çador giymeyi kendileri seçmişti. Dinlerinin ve toplumun onları bu denli ağır bir baskı altında tutmayı başarmış olması korku verici bir durumdu.