Ben, başka bir ozanım. öbür manzumeciler
Boyalı güzel görür, kalemi alır ele,
Göğü tutup onunla yazdıklarını süsler,
Her güzeli benzetir kendindeki güzele.
Hem de ne şatafatlı teşbihler, çifter çifter:
Güneşle ay; toprağın, denizin cevherleri,
Nisan tomurcuklan, nice bulunmaz şeyler,
Yeryüzünü kuşatan o cennet çemberleri...
Ben, gerçeği yazarım, benim sevgim gerçek ya:
İnan olsun, sevgilim, güzellerin güzeli,
Ana yavrusu gibi, pek parlak olmasa da,
Gökyüzünde yanan o altın kandil misali...
Onların boş lafları olamaz benim işim:
Satacak değilim ki, niçin övecekmişim
Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler,
kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
ışıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
gölgesindesin diye ecel caka satamaz
sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
insanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.
Yazık! hem kıyasıya harcıyorsun kendini,
hem gönlün yeltenmiyor hiç kimseyi sevmeye.
biliyorsun, saymakla bitmez sevenler seni,
ama besbelli sen aşk duymuyorsun kimseye.
öldüren bir nefrettir yüreğindeki şeytan;
hiç umurunda değil kazsan kendi kuyunu,
çekinmezsen güzelim canevini yıkmaktan
onarmak olmalıyken asıl amacın onu.
sen tutum değiştir de cayayım düşüncemden,
yumuşak bir sevgi koy nefret yerine bir yol;
göründüğün gibi ol; cömert, sıcak, sevecen;
hiç değilse kendine yumuşak yürekli ol.