İslam, Türkün hayat anlayışına ve güzel geleneklerine aykırı düşmüş ve onu akılcılık ya da kadına değer verme gibi ve daha nice güzel alışkanlıklarından yoksun etmiştir.
Horald Armstrong 1930'da yayımladığı Turkey and Syria Reborn adlı kitabında30 Arap ülkelerinde yaptığı seyahatleri ve Türkiye anılarını anlatır. Arapça konuşulan ülkede bir süre kalıp da Arapçanın kulağı turmalayan hışırtısı yanında Türkiye'de duyduğu tatlı Türkçe ile ilgili olarak şunları yazar:"Bir Arabi konuşurken dinleyenler, sanki konuşanın arka dişlerine kemik parçası sıkışmış da onu dilinin tabanı ile mütemadiyen çıkarmaya uğraşıyormuş ve bu yüzden öğürüyormuş intibahına kapılır. Ne şaşılacak şeydir ki, böyle bir dil Kur'an'ın dolgun sesli tümcelerini yaratabilmiştiı
Muller, Türkçenin güzelliği, inceliği ve berraklığı konusunda gizleyemediği hayranlığını Türkçenin ilmiliği konusunda da devam et- tirir ve bunu Türk zekâsının yaratıcı gücüne bağlar. "Türk Grameri" başlığı altında incelediği bölümde, Türkçe gramerin fevkalade açık ve berrak bir yapıda olduğunu, bu gramerin iç işleyişinin iyice tetkik edil- mesi halinde sistemin tıpkı kristalden yapılmış bir arı kovanının hücrelerinin inşası izleniyormuş kanısına saplanılacağım söyler ve bun- ları böylece belirttikten sonra, diğer ünlü bir oryantalist olan Jeaıı Deny'nin, Türkçe hakkındaki şu övücü satırlarını nakleder: "Türk dilini biz, ünlü bilginlerden oluşmuş bir heyetin ortak çalışmalarının yapıtı gibi tasavvur edebiliriz." Bu satırlara ek olarak yazar; "Fakat böyle bir heyet (bilimsel kuruluş) tatar bozkırlarında kendi başına kalmış olarak ve kendi doğal kanunlarının rehberliğiyle ya da kendi içgüdülerinin itişiyle, tabiat âleminin sınırları içinde insan beyninin yarattığı bu (so- nucu) sağlayamazdı" der. Ve görüşlerini ispat maksadıyla, Tüıkçedeki sevmek fiilini ele alarak onu çeker, çeşitli şekiller altındaki görünüşünü eleştirir ve Türkçenin güzelliğini, ilmiliğini ve akılcılığını anlatır.26
Eleştiri ve izlemlerini aynı ilmi ağırlıkta sürdüren yazar, Türkçenin hünerli ve güç temsil eden yönlerini şöyle belirtir:
"Türkçenin en hünerli yönü muhakkak ki fiilleridir. Tıpkı Rum- cada ve Sanskrit dilinde olduğu gibi Türkçede de pek çeşitli 'zamanlar ve 'eğilimler vardır, öylesine ki, bunlar sayesinde şüphe veya sanışlar ve umutlar ve tahmin gibi haller en zarif nüanslarla ifade edilmiş olur. Bütün bu şekiller altında kök hiç bozulmadan kalır ve kişilerin veya birimlerin, ruh halinin veya zamanın değişmesi nedeniyle beliren çeşitli modülasyonlarda sanki temel nota gibi ses
Bizim şeriatçımız, Kaşgarlı'nın sergilediği hadislere inanmaz, ama sineğin bir kanadında günah ve diğer kanadında şifa bulunduğunu ya da ölü ve hayvanla cinsi münasebette bulunanın'oruçluluk durumunu belirleyen akıldışı hükümlere ya da Türkü insanlık düşmanı şeklinde küçülten ve Arabi yücelten hadislere ya da buna benzer nice emirlere "mutlak gerçektir" diye sarılmaktan kaçınmaz
Baıthold 1926 yılında İstanbul'da verdiği kon- feranslarından birinde şunları söylemiştir:
"...Araplarla birlikte pek büyük sayıda İranlı Türkistan'a gitmiş ve orada yerleşmişlerdir... Bu bölgelerde Farsçanın en büyük rakibi Türkçe olmuştur ve Farisî dilinin Türkçe ile giriştiği mücadele çoğu zaman Farsçanın aleyhine sonuç vermiştir... Bu vesile ile şunu belirtmek gerekir ki, İran'da bile Türkçenin gittikçe yayılmakta ve gelişmekte olduğu görülmüştür. Örneğin Türklerin ve Acemlerin beraberce yaşamakta oldukları köylerde Türkçenin zamanla müşterek ve tek lisan haline geldiği izlenmiştir.