Ülkeleri Koııferansı'nda Arap delegeler, Türkiye'nin Kıbrıs davasının yanında olduklarını söylemekle birbirleriyle yarış etmişlerdir. Bu tarihten az sonra, 1976 Kasım tarihinde, Birleşmiş Milletler'de Türkiye'nin Kıbrıs'ı terk etmesi hususu karara bağlanmış ve bu karara hiçbir Arap ülkesi karşı koymamıştır; aksine çekimser kalmakla kararı adeta des- tekler görünmüşlerdir.
A. Mulier'in, "iyi eğitilmiş bir Türkle konuş- mak ve tartışmak kadar zevk verici başka bir şey yoktur!" diye sitayiş- kâr tümceler kullandığı The Loom the History adlı yapıtının Türkiye'ye sokulmasını ve okunmasını yasaklamışlardır, çünkü orada İslamı eleş- tirme niteliğinde satırlar bulmuşlardır
Napolyon'un vaktiyle Araba oynadığı "din" oyununu bugün Arap, Türk şeriatçısını da kendisine araç edinerek, aynıyla Türk toplumuna oynamakla meşguldür; din kardeşi postuna bürünmüş ve Türkün ha- remine girmiş olarak.Türk yavrusunun körpe beynini Atatürk düşmanlığıyla biçimlendirenlerimizin iplerini oynatmasını, Türkçe yerine Arapçayı temel dil haline getirmek isteyenlerimizin keselerini doldurmasını bilir. Bu bizim şeriatçılarımızın çoğunun arkasında Arap desteği yat- maktadır. Basınımızın sürümü bol pek çok gazete ve dergisi, aynı desteğe mazhar olarak, Tüık-Arap ilişkilerini övücü yayınların yarışması içerisindedir. Arap aleyhinde yazılacak bir yazıyı kabul et- mezler; etmemekten başka Arabın Türkü küçültücü, iftiralara boğucu davranışlarına karşı Türkü savunan yazarlarımıza cephe almasını başa- rırlar. Bazı merciler de, çoğu kez farkında olmayarak, belki de is- temeyerek bu tutuma yardımcıdırlar. Lawrence ofArabicı filmi, ki Arabın Türke karşı düşmanlıklarının ve arkadaş vurmalarının öyküsünden baş- ka bir şey değildir, Türk sinemalarında gösterilemez, çünkü yasaklan- mıştır. Ama buna karşın Arap ülkeleri aynı filmi kendi halklarına if- tiharla seyrettirirler. Zira, orada Arap fellahınm, silahlardan arınmış, yani kendini savunabilecek olanaklardan yoksun bırakılmış Türk askerlerine ve subaylarına nasıl "kahramanca" (!) saldırıya geçtiği ve onları kesip biçtiği en vahşiyane biçimiyle gösterilmektedir. Sansür organlarımız Türkü, kendi gerçek nitelikleri içerisinde övücü, fakat şeriat sistemini ye-rici yapıtların ve örneğin A. Mulier'in, "iyi eğitilmiş bir Türkle konuş- mak ve tartışmak kadar zevk verici başka bir şey yoktur!" diye sitayiş- kâr tümceler kullandığı The Loom the History adlı yapıtının Türkiye'ye sokulmasını ve okunmasını yasaklamışlardır, çünkü orada
Ürdün'de 1955 yılında (Aralık ayında) Türk Konsolosluğuna karşı girişilen Arap saldırılarını düzenleyen ve Türk aleyhtarlığını kışkırtan iki devlet vardır: Mısır ve Suudi Arabistan.
1924'lerde Rusya'nın Casusu Olarak Tiirkii Arkadan Vurmaya Çalışan Arap Türk boyunduruğundan kurtulup bağımsızlığına kavuştuktan sonra dahi Türkü arkadan vurma geleneğini bırakmamıştır. 1924'lerde Afganistan. Irak ve Suriye'de geziler yapan ve Mersin'den geçen bir Fransız yazar, Maurice Peınot, anılarında şöyle der:
"Mersin hâlâ Türkiye'ye husumet besleyen Arap elemanlarla dolu. Rus ajanları bu Arapları Arap Ocakları' adı altında ve bir kuruluş halinde toplamaya çalıştılar. Ne var ki, bu uğraşlarında başarısızlığa uğradılar, çünkü 'İstiklal Mahkemeleri' adı altında iş gören ünlü yargı organı ani olarak bunların tepesine indi, çoğunu idama ya da hapse ve sınııdişı cezalarına çarptı."30