●DG●

●DG●
@Draw1881
Uyuyan milletler ya ölür yada köle olarak uyanir.MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Arap ülkelerindeki Türk yönetiminin kötülüğünden söz eden nice yabancı yazarlar, buraları bizzat ziyaret edip de gerçeğin ne olduğunu gördükten sonra fikir değiştirmişlerdir. Örneğin Audrey Heıbert adında bir yabancı izlemci, Arap ülkelerindeki Türk yönetiminin Arap memurlar yüzünden kötii olduğunu şöyle anlatır: "Türk yönetiminin Yemen'deki mezaliminden çok söz edil- mektedir. Oysa şunu unutmamak gerekir ki, bıı yönetimde iş gören memurların büyük çoğunluğu Araplardır ve Arap ahaliye vergi salan ve bu vergileri tahsil edenlerde bu Arap memurlardır
Reklam
Türkiye, Atatürk sayesinde laiklik esasını be- nimseyebilmiş, şeriatı arka plana atabilmiş ve bu sayede 20-30 yıl gibi çok kısa bir zaman içerisinde İslam ülkelerinin en modern, en de- mokratik, en uygar bir ülkesi olabilmiştir. Ne hazindir ki, böylesine par- lak bir başarıya erişen bu ülke dahi, Atatürk'ün ölümünden sonra tekrar şeriat bataklığına yönelmiş ve yeniden gerileme dönemine girmiştir. Arabın geri kalmışlığının asıl nedeninin şeriat olduğunu gösteren diğer bir kanıt da şudur ki, eğer bu geriliklerin başlıca nedeni Türk yönetimi ve egemenliği altında yaşamışlık olsaydı, bağımsızlığa kavuşmakla Arap ülkelerinin gelişme yoluna girmeleri gerekirdi. Oysa ki, Türk egemenliğinden kurtuldukları şu kadar yıl boyunca Arap ülkeleri için geriliklerden kurtulma diye bir şey söz konusu olmamıştır.
şeriat onlara yoksulluğun ve rızık azlığının ve yeryüzü mut- suzluklarının Tanrı dileğince olduğunu, bunun bir deneme, bir sınav ni- teliğini taşıdığını, ilerde cennetlere ancak bu safhadan geçmek suretiyle erişilebileceğini, fakirlerin cennetlere zenginlerden 500 yıl önce gi- deceklerini inanç olarak kabul ettirmiştir. Sayısız nice örneklerden bir ikisini zikretmek gerekirse, Kur'an'da, "...bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir" (K. 3 Ali İmrân Suresi, ayet 73): "Tanrı dilediğini hesapsız şekilde nzıklandırır" (K. 14 İbrahim Suresi, ayet 11); "Sizi bi- razcık korkuyla, açlıkla, mal, can ve meyve noksanıyle sınayacağız, müjdele sabredenleri" (K. 2 Bakara Suresi, ayet 153); "...ve biz Allah'ın aramızdan seçip lütfettiği bunlar mı demeleri için halkın bir kısmını, bir kısmiyle sınarız" (K. 6 En'âm Suresi, ayet 53), şeklindeki hükümler rızık edinmenin Tanrı'ya bağlı olduğunu ortaya koyar. Tanrı sadece rızık veren değil, aynı zamanda sermaye verendir de: "Zengin eden ve sermaye veren de O'dür" (K. 53 Necm Suresi, ayet 48).
Gerçek odur ki, Müslüman ülkelerin istisnasız tümünde görülen ekonomik miskinlik ve gerilik, doğrudan doğruya îslamın kendisinden gelmedir. İslamın "Bir hırka, bir lokma" fel- sefesiyle ve "Yoksulluk Tanrı'dandır, bu nedenle fazilettir" şeklindeki inanışlarıyla, yeryüzünün "misafirhane" olduğu masallarıyla beslenen ve rızıl; denen şeyi kendi gücünden ziyade Tanrı iyiliğinde arayan ve üstelik kendisini zavallı bir kul kertesinde gören insanlar topluluğunda ekonomik kalkınma ve aşama diye bir şey beklenemez.
Sayfa 254·Kitabı okudu
Arap ülkelerinin ekonomik geriliğini Türk işgallerinde değil, asıl dünya yaşamlarını küçümseyen ve rızkı, kişinin kendi çalışmasından ziyade Tann'nın keyfiliğine terk eden ve yoksulluğu fazilet bilen ve fakirlerin zenginlerden 500 yıl önce cehennemlere gi- deceğini öngören ya da buna benzer hükümlerle kişiyi miskin ve ve- rimsiz hale getiren İslamın kendisinde aramak gerekir.
Sayfa 253·Kitabı okudu
Reklam