Hayalet Süvari öyküsü hakkında yıllardır öyle bir efsane anlatılıyor ki, insan ister istemez ürkütücü, karanlık bir anlatı bekliyor. Açıkçası ben de bu beklentiyle başladım kitaba. Filmini de çok severim. Fakat okudukça, özellikle gotik ya da korku atmosferi uman biri olarak, hikâyenin beni içine çekmek bir yana, oldukça yüzeyde kaldığını fark ettim. Evet, Sleepy Hollow kasabasının sisli ormanları, geceleri dolaşan başsız süvari, kasabanın dedikoducu havası... Bunlar kağıt üstünde gerilim yaratabilecek unsurlar. Ama uygulamada bu ögeler ne gerçekten korkutuyor ne de gizem duygusunu güçlü biçimde yansıtıyor. Hikâye yer yer masalsı, hatta bazen mizahi bir dile kaçıyor. Belki de zaten amacı bu ama ben daha derinlikli, daha atmosferik bir şey beklemiştim. Elbette metin döneminin ruhunu taşıyor, Amerikan edebiyatı için önemli bir yerde duruyor olabilir ama bu, hikâyenin bugün hâlâ aynı etkiyi yaratacağı anlamına gelmiyor. Benim için bu öykü biraz adı var tadı yok türündendi. Ne yeterince karanlık, ne de gerçekten düşündüren bir final sunuyor. Kısacası Hayalet Süvari, benim gözümde daha çok ünüyle anılan ama tadıyla hayal kırıklığı yaratan klasiklerden biri oldu.