Bazıl insanların ne kadar yaşadığından çok, nasıl yaşadığı, kimlerin hayatında nasıl izler bıraktığı, kime nasıl dokunduğu daha önemlidir. Bir insan akla geldiğinde her şey bambaşka görünüyorsa asıl anlam da oradadır.
Ben babamı kaybedeli bir yıl oldu. 20 Aralık gecesi kaybettim onu. Hayatım boyunca hep yanımdaydı. İlk eğitimimi ondan aldım; derslerimi sabırla anlatır, yol gösterirdi. Hayatla ilgili en temel bilgileri ve kendimi güvende hissetmeyi babamdan öğrendim.
Babam mükemmel bir kız babası olmasının yanında iyi bir eş, iyi bir evlat, iyi bir abi ve ailesi için çok daha fazlasıydı. Hayatım boyunca hep ona bir şey olacakmış gibi bir endişe taşıdım. Ama aynı zamanda inanırdım ki benim babama bir şey olmazdı. O, ne olursa olsun ayakta kalan, direnen biriydi. Gözümde hep güçlüydü. Çocukluğumdan beri zor zamanlar geçirse bile, içimde bir yer onun yine ayağa kalkacağına inanırdı.
Ben büyüdükçe bu endişe de benimle büyüdü. En ufak bir şeyde bile içime bir korku düşer, sonra hemen bu düşünceyi bastırırdım. Çünkü bana göre babam herkesinkine benzemezdi; o her seferinde mücadele eder ve kazanırdı. Sonunda da yine böyle olacağını sandım. Son kez direnmesi için onunla çok konuştum, kendimce ikna ettiğimi düşündüm. Ama başaramamışım. Babam beni o gece bıraktı.
Bu hayatta düşüncesi bile beni korkutan tek şey başıma geldi. Her şartta yanımda olan babam artık yoktu. İnsan acıdan delirebilseydi, o gün delirirdim. Çünkü babamsız bir dünya fikri, benim hayallerimde hiç yoktu.
Bir yıldır babamsız bir dünyaya alışmaya çalışıyorum. Bazen insanlar “Neyin var, bir şey mi oldu?” diye soruyor. Aslında şu an bir şey olmadı. Bu sadece babasız olma hâli. Ve bunun ne kadar süreceğini bilmiyorum.
Artık onunla paylaşabileceğim her anın yokluğu içimde ayrı bir sızı bırakıyor. “Şu an babam