Ömer

Bana Öğretmenini Söyle
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
·
94 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2020 12:29
Eğitim, öğretim üzerine yapılan mülahazalar, yenilikler, düzenlemeler; ders materyalleri, müfredat ve özellikle öğretmen etrafında yoğunlaşırken Hüseyin Hoca bizleri öğrenci, öğretmen, veli ve müdür sacayağını görmeye davet ediyor. Öğrenci, öğrenimini ve eğitimini dışarısı ile, sokak ile, bahçe ile ya da lapa lapa yağan kar ile birleştirip tamamlamadıkça öğrenmede kalıcılık kazanamaz. Edinilen şey ilim olmalıdır ki ilmi bilmekle insan kendini, dışarısını tanır. Ve o dışarısı ki insanın taa içinden taşmıştır, hayret-i nazara muhtaçtır.
1000Kitap
Bana Öğretmenini SöyleHüseyin Akın · Şule Yayınları · 202488 okunma
Reklam

Ömer

, bir kitap okudu
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
94 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2020 12:29
·
2020 3. kitabı
Hüseyin Akın
8/10 · 88 okunma
Soyutluk yaşandığında somutlaşır.
Bir gece önce annesi, genç Madam Rieux’den gelen telgrafı ona uzatırken doktorun ellerinin titrediğini fark etmişti. “Evet,” diyordu, “ancak, sebatla daha az sinirli olurum.” Güçlü ve dayanıklıydı. Aslında henüz yorulmamıştı. Ancak örneğin ziyaretleri katlanılmaz olmaya başlamıştı. Salgın ateşini teşhis etmek, hemen hastayı hastaneye kaldırmak demekti. İşte o zaman, gerçekten soyutlama ve güçlük başlıyordu; çünkü hastanın ailesi onu ancak iyileşmiş ya da ölmüş olarak yeniden görebileceğini biliyordu. Tarrou’nun otelinde çalışan hizmetçi kadının annesi Madam Loret, “Acıyın doktor!” diyordu. Ne demekti bu? Tabii ki, acıyordu. Ancak bu kimseyi bir yere götürmüyordu. Telefon etmek gerekiyordu. Az sonra ambulansın sireni çınlıyordu. Başlangıçta, komşular pencerelerini açıp bakıyorlardı. Daha sonra, alelacele pencerelerini kapatır oldular. O zaman savaşımlar, gözyaşları, telkin, özetle soyutluk başlıyordu. Ateş ve kaygıyla iyice ısınan şu daireler çılgınlıklara sahne oluyordu. Ama hasta götürülüyordu. Rieux gidebilirdi. ... Her akşam, bütün ölümcül belirtileri taşıyan karınlar karşısında, bir rüyadaymışçasına anneler işte böyle haykırıyordu; her akşam Rieux’nün kollarına kollar yapışıyor; yararsız sözler, vaatler veriliyor ve gözyaşları yağmur gibi dökülüyordu. Her akşam ambulans sirenleri acı kadar yararsız olan krizleri başlatıyordu. Ve birbirine benzeyen uzun gecelerin sonunda, Rieux durmadan yinelenen buna benzer uzun bir dizi sahneden başka bir şey umut edemiyordu. Evet, veba soyutluk gibi tekdüzeydi. Belki bir tek şey değişiyordu ve o da Rieux’nün kendisiydi. Bunu o akşam, Cumhuriyet Anıtı’nın dibinde, yalnızca içini doldurmaya başlayan o anlaşılması güç kayıtsızlığın bilinciyle, Rambert’in gözden yittiği otel kapısına bakarken hissediyordu.
Sayfa 61 - Can Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
Soyutluk ve Salgın Hastalık
Bir süre sonra, Rieux başını salladı. Gazeteci mutluluk için sabırsızlanmakta haklıydı. Ama kendisini suçladığında haklı mıydı? “Siz soyutluklar dünyasında yaşıyorsunuz.” Vebanın iyice hız kazandığı, ortalama kurban sayısını beş yüze çıkardığı, kendi hastanesinde geçirdiği şu günler gerçekten soyutluk muydu? Evet, talihsizliğin soyut ve gerçekdışı bir yanı vardı. Ancak soyut olan sizi öldürmeye başlarsa, o zaman soyutluklarla ilgilenmek gerekir.
Sayfa 60 - Can Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
Genelgeler, yasalar vardı, veba vardı; özlem vardı.
“Çünkü bu kentte sizin durumunuzda olan ve yine de çıkmalarına izin verilmeyen binlerce insan var.” “Ama ya onlarda veba mikrobu yoksa?” “Bu yeterli bir neden değil. Bu aptalca bir hikâye. Biliyorum, ancak hepimizi ilgilendiriyor. Onu olduğu gibi ele almak gerek.” “Ama ben buralı değilim!” “Ne yazık ki, bundan böyle herkes gibi siz de buralı olacaksınız.” Öteki yerinde duramıyordu: “Bu bir insanlık sorunu, size yemin ederim. Bunun gibi, birbiriyle iyi anlaşan iki insanın ayrılığının ne anlama geldiğinin farkında değilsiniz belki de.” Rieux hemen yanıtlamadı. Sonra bunun farkında olduğunu sandığını söyledi. Tüm gücüyle, Rambert’in karısına kavuşmasını ve tüm sevenlerin birleşmesini istiyordu; ancak genelgeler, yasalar vardı, veba vardı, onun görevi de gerekeni yapmaktı. “Hayır,” dedi Rambert acıyla, “anlayamazsınız. Siz mantığın diliyle konuşuyorsunuz, siz soyutluklar dünyasında yaşıyorsunuz.”
Sayfa 59 - Can Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap