Şu kısacık dünya konukluğuna, kendi varlığına ve hatta cehenneminin şöminesine odun atmakla mükellef başkalarına koca koca manalar yüklemenin ne alemi vardı? Ama işte aşık olunca, o zaman her şeyi haddinden fazla önemsemeye başlıyordu insan.
Bankacılık, annesinden tuvaletten çıkanların ellerini yıkamadan para saydıklarını, bu yüzden bütün paraların boklu olduğunu, temas eder etmez musluğa koşmak gerektiğini dinleyerek büyümüş biri için biçilmiş kaftan sayılmaz.
Mevzubahis aşk olunca, kadınların müthiş intikamcı yaratıklar olduğuna dair türlü çeşit tevatür mevcuttu. Sanırım, kırık kalplerimizi başka kalpler kırarak, hatta onları parçalayıp çiğ çiğ yiyerek onaran cadılar olduğumuz filan sanılıyordu. Külliyen yalan, hurafe, vesvese! Bir kere, kırılmış kalbin öcü zinhar alınamıyordu. Çünkü başka bir kalbi kırmak, öbürünü tamire yaramıyordu.