Vapurda yanında otururken sol bileğine ağrı saplandığında elini tutar, acını hisseder ve hissettiğim için de onu dindirirdim. Bu, rüyam olurdu, uyanırdım. Karşımda oturmuş, kahve fincanını kaldırmaya çalışan ve deliler gibi titreyen ellerine bakardım. Tutamadığım ellerine. Bu da gerçeğim olurdu, uyanırdım.
Rüyaların kurgusuyla aktı her şey. Zamana göre bölümlere ayırmadım; ay, mevsim, yıl hesapları bir yere vardırmadı. Hele senli ve sensiz zamanlar diye bir ayrıma girmek nasıl da gülünç olur, hatta ayıp olur; sana değil, bana da değil. İkimizden bağımsız dediğim şeye; toprak gibi, su gibi, hayatın öncesinde ve sonrasında olan o şeye.