Piyano çalışını dinliyor musun? diye sordum o an aramızda olmayan ama benim yanımdan asla ayrılmayan kişiye.
Dinliyorum.
Biliyorsun, bunca yıldır debelendiğimi gerçekten biliyorsun.
Biliyorum. Ama ben de debeleniyorum.
Benim için ne güzel müzikler çalardın.
Içimden gelirdi.
Demek unutmadın.
Tabii ki unutmadım.
Bir an, tam Michel'in konuşmasını dinlerken bu gezegende gözlerimi yummasını isteyeceğim tek bir kişi olduğunu fark ettim. Onun da yıllarca konuşmasak bile avucunu gözlerimin üstünde gezdirmek için dünyaları aşıp geleceğini umuyordum, tıpkı benim de onun için yapacağım gibi.
Ben asla üzülmem, sen de üzülmezsin çünkü sen de benim gibi bilirsin ki bana verdiğin anlar, çocukluğumdan itibaren tüm hayatım, okul günlerim, üniversite, profesör olduğum seneler, yazar olduğum seneler, geri kalan her şey sana açılan bir kapıydı. Bu da benim için yeterli.
Gözlerimin içine baktı; eğer bu gezegende sevgi hiç varolmadıysa, şimdi dar bir sokağa bakan ve isteyen herkesin içeriyi görmesini sağlayacak bir sürü penceresi bulunan bu minnacık, dandik, sözde butik otel odasında doğdu, diyordu derin bakışlarıyla.