Gerçeklik, diyor Virginia, -günlüklerini okuduğuma göre ilk ismiyle hitap edebilecek kadar yakın olmuşuzdur sanıyorum- önümde gördüğüm bir şey. Soyut bir şey; ama çimenliklerde ya da gökyüzünde bulunan bir şey; yanında hiçbir şeyin önem taşımadığı; içinde dinleneceğim ve var olmayı sürdüreceğim… Oysa kim bilir, insan bir kez kalemi alıp yazdı mı, gerçekliği şuna buna dönüştürmemek ne kadar zor, o yalnızca tek bir şeyken. Şimdi belki de bu benim yeteneğim: Bu belki de beni başka insanlardan ayıran şey. Böylesine bir şeyin bu kadar keskin duyumunu yaşamak az bulunan bir şey olabilir, bence -ama yine, kim bilir?
Karmaşık mı? Evet. Hafif umutlu ama çokça da karamsar mı? Evet. Virginia gibi.
1918’de Virginia 36 yaşındayken başlayıp 1941’deki intiharına kadar süren, günlüklerinden parçalar içeriyor kitap. Kitabı hazırlayan eşi L.’in de belirttiği gibi, bir insanın günlüklerinden parçalar okumak, tehlikelidir, onu yanlış yansıtabilir. Ama Virginia’yı az ya da çok bir şekilde yansıtmak, onun kitaplarını nasıl oluşturduğunu, düşünce süreçlerini, yazma serüvenini, arkadaşları ile fikir alışverişlerini, yazar , yayıncılık, kitap yazma, basma sürecini bir şekilde aktarmak istemiş olmalı ki ortaya bu günlükler kitabı çıkmış.
Her büyük yazarın böyle bir süreci var mı bilmiyorum, yoktur heralde, Virginia aynı zamanda önemli bir eleştirmen ve makale yazarı olduğundan, çok çok da iyi bir okur. Okur olma kısmıyla ilgili güzel bir bağ hissettim kendisiyle. Tabi o sadece okumuyor, yaşıyor, hissediyor, kafasında parçalara ayırıp birleştiriyor, karşılaştırıyor, eleştiriyor, yazıyor ve anıtlaştırıyor.
Günlüklerini parça parça okurken, şöyle rahat, iç huzuruyla dünyanın güzelliklerinden bahseden birini beklemeyin ama. Aklına gelen fikirlerin yoğunluğu, sürekli bir zamanı programlama