“BEN İNSANÜSTÜ BİR ANIT DİKTİM KENDİME…
Ben insanüstü bir anıt diktim kendime,
Halkın yolu geçecek ordan,
Boyun eğmez başıyla daha da yükseklere,
Çıkacak o, Aleksandr Sütunu’ndan.
Hayır, büsbütün ölmem ben-ruhum kutsal lirdedir
Yaşayacak bedenim ve kaçacak çürüme-
Şu yeryüzünde yaşadıkça tek bir şair
Duyulacak ünüm her yerde.
Adım dilden dile dolaşacak tüm Rusya’da,
Ona özgü her dilde herkes bilecek onu.
Gururlu torunu Slav’ın, Finli, şimdilik yabanıl Tunguz,
Ve Kalmuk, bozkırların dostu.
Ve halk gönlünde taşıyacak beni uzun zaman,
İyi duygular uyandırdığım için lirimle,
Özgürlüğü övdüğüm için şu acımasız çağda
Ve merhamet uyandırdığım için düşenlere.
Ey esin, boyun eğ buyruğuna Tanrı’nın,
Övgüyü de iftirayı da umursama,
Ne hakaretten kork, ne çelenk iste
Ve tartışma aptalla.“
“VAKTİDİR DOSTUM VAKTİDİR…
Vaktidir dostum, vaktidir! Yürek dinginlik istiyor..
Uçuyor birbiri ardına günler ve geçen her saat alıp götürüyor
Yaşamdan bir parça daha ve biz seninle ikimiz
Yaşamak umudundayız, oysa kuşku yok ki öleceğiz.
Dünyada mutluluk yok, fakat dingin ve özgür olunabilir.
İmrenilecek bir yazgı düşlüyorum nicedir-
Nicedir, ben, yorgun köle, kaçıp gitmektir istediğim,
Uzak sığınağına çalışmanın ve lekesiz bir esenliğin.”
“Güzeline de, çirkinine de davetsiz gelen, bütün insanları binlerce yıldır istesinler istemesinler, zorla pudralayan o amansız berberin aklaştırdığı bıyıklarından bile damlıyordu ter.”
“Belki uykulu ve uyuşuk bir hayatın sonsuz sessizliği, hareketsizliği, maceraların, tehlikelerin, korkuların yokluğu, insanı gerçek hayatın ortasında bir hayal dünyası yaratmaya götürüyor ve aylak düşüncesi bu hayal dünyasında istediği gibi at oynatıyor ya da olanın bitenin nedenini onun dışında arayarak en tabii olayları, onlarla hiç ilgisi olmayan nedenlere bağlıyor….Rus halkı bugün bile çevresindeki sert ve açık gerçeğe rağmen eski zamanların sihirli masallarına inanmayı sever.”
“Yarım kalmış bir adam olduğunu, ruh güçlerinin gelişmeden kaldığını, hayatına bir ağırlığın çöktüğünü düşününce içi parçalanıyordu. Başkalarının zengin, hareketli hayatını kıskanıyor; kendi hayatının yolunu ağır bir kaya parçasıyla tıkanmış, daracık, zavallı bir keçiyolu gibi görüyordu.
İçinde hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış, fakat hiçbiri sonuna kadar işlenmemiş birçok yetenek olduğunu acı acı seziyordu. İçi yanarak anlıyordu ki orada gömülü kalmış iyi ve güzel bir şeyler vardı; belki çoktan ölmüş ya da bir dağın derinliklerindeki altın gibi saklı kalmış olan bu hazine çoktan meydana çıkmış olmalıydı. Ama öyle derinlerde kalmış, üzerine öyle pislikler yığılmıştı ki…”