Penceremi sana ayarlamıştım
Sözüm senden alıyordu büyüsünü
Günü sana bölmüş geceyi seninle çarpmış
Seninle büyütmüştüm ömrümü
İyiliğim de sendin kötülüğüm de.
Ben çok yoksul kalacağım, çok..!
Arap-lslam dünyasının insanları (muhtemelen tüm ls lam dünyasının insanları) kendi dünyaları dışındaki insanla rın başkalığını bir tehdit ve bir meydan okuma olarak yaşamı yorlardı. Kendi mekanlarının dışındaki yabancıların başkalığı nı kendi kimliklerine dönük bir rahatsızlık etkeni olarak algı lamıyor, bu nedenle ötekileri ötekilikleri içinde kendi halleri ne bırakmakta bir sorun görmüyorlardı. Bunun ön koşulu yine müphemliğe hoşgörülü bir kişiliktir; çünkü müphemliğe hoş görüsüz bir kişilik ötekini, hariçte de olsa tehlike olarak algıla yabilir.
Arapça coğrafya literatüründe bu temel tutum bariz ifadesi ni bulur. Arap coğrafyacılan Yunanlılar, Persler ve Hintlilerin bilgisini miras almakla kalmadılar, kısa sürede bunu aştılar ve yüzlerce yıl boyunca yeryüzü ve sakinleri hakkında dünya ça pında en kapsamlı ve ayrıntılı bilgiye sahip oldular. Arap hari tacıların attıkları temeller olmasa, Portekizli ve İspanyolların keşif seferleri mümkün olamazdı.
Yabancının yurttaş yapılarak müphemlikten arındırılması, yabancının müphemliğini ortadan kaldırmaz, aksine bazı ba kımlardan onu ilk o meydana çıkartır; çünkü yurttaşlığa alı nan bir kişinin artık yabancı olmaması gerekecektir ve tam da bu nedenle, yabancı-olmama iddiasını ortaya koyduğu için, es kiden olduğu gibi şimdi de varolan başkalığından ötürü yaban cı olarak algılanacaktır.
Modern toplumlarda yabancının müphemliği ancak huku
kun müphemlikten arınmış olarak onun yabancı-olmayışı nı tespit ettiği yerde başlar. Yabancı, yurttaşlığı elde edince ar tık hukuken yabancı olmaktan çıkar; toplumda ise hala yaban cıdır. Orada fazlasıyla sorunlu olarak algılanan ve entegrasyon süreciyle aşılmayı gerektiren bir müphemlik hali vardır.