Çocukluğun kuytu, güvenli, korunaklı anılarına saklanıyor bir süre. O kayıtsız, o başıboş günlerde biraz dinleniyor.
Gerisi yalnızca boşlukta takla atmak olacak...
Bir devrin kavşağında duruyor. Sağa, sola, göğe bakıyor. Gecenin siyah örtüsüne, delik deşik yıldızlara, gökyüzünün uçsuzluğuna, yazgıya ilişkin gizlerin asılı olduğu gecenin atlasına...
Bastığı toprağı, kendi varlığını duymaya çalışıyor.
Zihninin akışına bırakıyor kendini, çağrışımların serpintisine...
Büyük ve öfkesizdi. Bir zamanlar öfkeli, kızgın bir gençlik geçirmiş, olanca ateşini püskürmüş eteklerine. Şimdi eteklerinde soğumuş, katılmış, genişleye genişleye yayılan ince işlenmiş dantel dokulu küçük tepeciklerdi gençliği. Her şey gelip geçmişti artık. Öfkesi dinmişti. Gazap dedikleri bir gençlik efkârıydı yalnızca...