Küçükken canın yandığında avazın çıktığı kadar bağırarak ağlarsın. "Ağlama." der annen baban. Halbuki ağlamalısın. Ağlamalısın çünkü o taş dizini kesti çünkü korktun çünkü canın yandı... Zamanla susarsın; hayır zaman seni susturur.
Her seferinde biraz daha alışır, kabullenir, sesizleşiriz. Halbuki alışmamamız gerekir. Alıştığımızda kabullenmiş oluruz. Halbuki kabullenmememiz gerekir çünkü bu da gerçekleştiğinde bizi kalabalığın içinde var eden yegane şeyimizden oluruz; sesimizden.
Küçükken canın yandığında avazın çıktığı kadar bağırarak ağlarsın... Şimdi canın yandığında avazın çıktığı kadar bağırmıyorsun, ağlamıyorsun; nasıl öğrendiysen susmayı, gömmeyi, yutmayı; acıya hissizleşmeyi de öğrenmişsin.