Babam beni pek sevmezdi, diyor bir arkadaşım. Bir bakıma tüm kuşağımızın paylaştığı bir duygu bu. Babalarımız bizi pek şımartmazdı, bu bir gerçek…
Babam sadece el işi ödevlerimde … kaynayan kazandan cam kavanoz çıkarmak için metal maşa gibi süper pratik bir şey yapılması gerektiğinde yardım ederdi.
Aidiyet arayışı içerisinde bir yazar. Kaldığı yaşadığı evi ablasının ifadesiyle ölüler evi olmasına rağmen o evden çıkmak ona zor geliyor. İnsanlarla biten dostluklarına üzülmeyip kendini başka şehirde daha rahat bulabileceğini düşünüyor. Şehir seçimi bile aslında içindeki mutsuzlukla örtüşüyor. Yazamadığı bestecinin kitapı için her gün her saat kendini suçlayıp o kadar bir düşünceyi ifade etmeye yorgun ve mutsuz ki sanki bir şeyler başarmaya direnç göstermeye çabalıyor gibi..
Kitap inanılmaz düz durağan bir anlatıma sahip. İnce olmasına rağmen ben hem kitabı hissedebilmek hemde o durağanlıkta zihnimi dinç tutabilmek için bir kaç kez okumuş olabilirim.
Kitap içerisinde geçen satır araları ise gerçekten bu kadar mı betonlaştık hissiyatını doğurtmaktan ise asla uzak durmuyor..
.. “gerçekten de mutsuzluklarından kurtarılamayan milyonlarca insan var”