İnsan hayatı karşılıklı olarak kandırılıp hiçbir şeyin farkına varmadan birbirlerini incittiği ve bu tuhaflığın bariz bir şekilde ortada olduğu örneklerle dolu.Ancak benim karşılıklı kandırılmaya bir ilgim yok.
Bir şey eksikti. Kanın ağırlığı mı desem, hayatın acısı mı desem bilemiyorum. Özsüz gibiydi, bir kuşun değil bir kanadın hafifliği gibi. Gülümseyen boş bir beyaz sayfa gibi.
“Hayatının bütün bu izleri sanki ona sarılmış şöyle diyordu: “Hayır, bizi bırakıp gitmeyeceksin, başka birisi olmayacaksın, nasılsan öyle kalacaksın: Kuşkularınla, kendinden sonsuz hoşnutsuzluğunla, sonuçsuz kalan kendini düzeltme denemelerinle, yaşadığın düşüşlerle ve senin için olanaksız, sana nasip olmayacak sonsuz bir mutluluk beklentisiyle.”
“Sen katışıksız bir karaktersin ve bütün hayatın da katışıksız şeylerden oluşmasını istiyorsun, ama öyle olmuyor. Bak işte memuriyeti küçümsüyorsun, çünkü sen işin her zaman amaca uygun olmasını istiyorsun, ama öyle olmuyor. Sen aynı zamanda bir insanın çalışmasının her zaman bir amacı olmasını, aşkla evlilik hayatının her zaman bir olmasını istiyorsun. Ama öyle olmuyor. Hayatın bütün çeşitliliği, bütün çekiciliği bütün güzelliği gölge ve ışıktan meydana geliyor.”